Dünyanın en büyük otel temsil şirketlerinden biri olan Evolution-Distribution 2011 yılının otel gelir yönetimi trendlerini açıkladı. Yeni trendler arasında otel sosyal medya müdürleri ve son dakika teklifleri öne çıkıyor.TurizmGuncel2011 yılının otel gelir yönetimi trendleri:
SOSYAL MEDYA MÜDÜRLERİ GELİYOR!Sosyal medya nedir? Sosyal medyanın sadece Facebook ve Twitter’dan ibaret olduğu mitine inanmayın. Artık internetin tamamı bir sosyal medya ve onu yönetmek hiçbir zaman olmadığı kadar önemli. Facebook ve Twitter önemli ancak sayısız diğer kanalı değerlendirmeyi de sakın unutmayın. Gelir yönetimi müdürleri genellikle interneti ve sosyal medyayı izlemeye vakit bulamazlar ancak otelcilik sektöründe birkaç yıl içinde sosyal medya müdürleri çok daha önemli bir noktada olacaklar. Bu gerçeği göz ardı etmeyin ve bir sosyal medya stratejisi oluşturun.
WEB SAYFANIZI ÜÇ HAFTADA BİR YENİLEMİYORSANIZ TRENİ KAÇIRDINIZ DEMEKTİR
İyi bir gelir yönetimi stratejisi bir otelin internet sitesini en önemli gelir kaynaklarından biri haline getirmelidir. Şu anda en azından gelirlerin yüzde 10’u web sayfanızdan sağlanmalıdır ve iki yıl içerisinde bu oran en az yüzde 25’e çıkmalıdır. Bu alanda başarı için web sitesi optimizasyonu ve tıklama başına ödeme kampanyaları etkin çözümler sunar. Hedef pazarınızı seçin, insanların arama yaparken en çok yazdıkları kelimeleri tespit edin ve internet sayfanızı bu kelimelere göre optimize edin. Mevsimsel bazda veya yeni kampanyalar başladığında bu kelimelerin yerlerini hangi yeni kelimelere bıraktıklarını belirleyin. Web sitenizin yöneticisinin bunlarla ilgilendiğine emin olun. Eğer en az her üç haftada bir optimizasyon yapılmıyorsa treni kaçırıyorsunuz demektir.
DEĞER ARTIK HER ŞEY OLDU Otel sektörüne yönelik son dönemde yapılan tüm kapsamlı araştırmalar yeni açılan otellerin kriz nedeniyle yavaş geliştiğini gösteriyor.Ancak aynı araştırmalar otel odalarına olan talebin arttığını ancak ortalama günlük fiyatların (ADR) kırılganlığını devam ettirdiğini de gösteriyor. Tahminler bu sürecin birkaç ay daha süreceği ve sektörün 2011’e sağlam bir giriş yapacağı yönünde. Otel odası fiyatlarını yükseltebilmek için değer çok öneli bir kavram artık. Fiyat duyarlı bir pazarda değer en önemli faktördür. Ancak bu sizin fiyat indirerek tavizler vermenizi gerektirmiyor. Paketlere, bedava konaklamalı promosyonlara ve uzun konaklama indirimlerine göz atın. Ne zaman yeni bir fiyat stratejisi ortaya koyacak olsanız bunları dikkate alın. Fiyatlarınız cesur olsun ancak kalitenizi de yansıtsın.
İYİ İLİŞKİLER KURMAYAN KAR EDEMEZ! Günümüzün en önemli gelir yönetimi unsurlarından biri de ilişkiler. Tüm iş ortaklarınızla, tedarikçilerinizle, acentalarla güçlü ilişkiler kurun. Ek kanallarla ilişkileriniz arttıkça stratejik özgünlüğünüz, karmaşıklığınız gelişir ve başarılı olursunuz.
KRİZ SONRASI EKONOMİ KOŞULLARIEn sadık müşterileriniz de dahil olmak üzere pazarınızdaki rezervasyon alışkanlıklarını yeniden araştırın. Çünkü krizdeyken tüm alışkanlıklar değişti. Doğru kitleye mi yöneliyorsunuz? Daha fazla para harcayanları etkileyemez misiniz? Kitleniz erken mi geç mi rezervasyon yaptırıyor? Seyahat acentalarını mı iPhone’larını mı kullanıyorlar? Bu soruları sorun. Sakın müşterilerinizin iki yıl önceki alışkanlıklarını değiştirmediklerini düşünmeyin. Stratejilerinizi değişikliklere göre kurgulamaya başlamalısınız.
SON DAKİKADA VURUCU TEKLİF Rezervasyon yapısı artık dramatik şekilde değişebilme özelliğine sahip. Bunun mevsimsel veya ekonomik koşullardan kaynaklanıyor olması fark etmiyor. Genellikle gelir yönetimi büyük oranda geçmiş verilere dayalı olsa da bugünün vahşi ekonomisinde önemli olan geleceği görebilmek, hangi ekonomik ve sezonluk değişimlerin müşterileri etkileyeceğini önceden bilebilmek. İnternet artık insanlara en iyi teklif için son ana kadar araştırma yapma imkanı sunuyor. İnsanlar daha kısa tatiller yapıyorlar. Bu taleplere uygun etkin son dakika teklifleri sunabilmek gelir yönetiminin en zorlu görevi.
EVRİM GEÇİRİN Gelir yönetimi dünyası sürekli evrimleşiyor. Evrimleştikçe rekabet kızışıyor. Yarışta önde gitmek için konferansları, seminerleri, etkinlik ve eğitimleri mutlaka takip edin. Uzmanlardan hizmet almaya çalışın.
RİSK ALMADAN BAŞARILI OLUNMAZ Gelir yönetimi doğru odayı, doğru müşteriye, doğru zamanda, doğru fiyata, doğru konaklama süresiyle satmaktır. Bunu başarmak elbette kolay değil. Tüm faktörler düşünüldüğünde riskler kesinlikle oyunun içinde. Risk alın. Başarırsanız amacınıza ulaşmış olursanız. Başaramazsanız ders çıkarılacak hatalarınız olur. Bir stratejinin işe yarayıp yaramayacağını risk almadan nasıl bilebilirsiniz ki? Rakipleriniz hep aklınızda olsun. Ancak karar ve stratejilerinize hükmetmelerine izin vermeyin.
BÜTÇE VE HEDEFLER KONUSUNDA GEÇ KALMAYIN Şu sıralar 2011 için bütçe ve hedef belirleme zamanı. Bu konuda kendinize zaman tanıyın ve oluşabilecek tüm sorunları tahmin etmeye çalışın. Hedeflerinizi çalışma arkadaşlarınızla paylaşarak belirleyin. Böylece farklı açıları kaçırmamış olursunuz. Özellikle satış departmanıyla aynı hedeflere yürümeniz çok önemlidir.
Turizmci de ihracatçı oldu KDV iadesi alacak
Turizm işletmelerinin ihracatçı sayılmasına ilişkin karar tamam. Turizmci artık ihracatçı gibi KDV iadesi ve Eximbank kredisi alacak. Turizm işletmelerinin ihracatçı sayılmasına ilişkin karar tamam. Turizmci artık ihracatçı gibi KDV iadesi ve Eximbank kredisi alacak. Turizmciler de ihracatçı statüsüne giriyor. Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, 1 milyon doların üzerinde gelir getiren turizm işletmelerinin, ihracatçı sayılması ile ilgili Bakanlar Kurulu Kararı`nı imzalayarak, diğer bakanların imzasına gönderdiğini açıkladı. Turistik Otelciler, İşletmeciler ve Yatırımcılar Birliği`nin (TUROB) `Yaza Merhaba` yemeğine katılan Günay `Sanıyorum arkadaşlarımız da bu hafta içinde tamamlamış olacaklar`` dedi. KDV`nin yüzde 18`den yüzde 8`e indirilmesi uygulamasının kaldırıldığını hatırlatan Günay, bunun sektörde kırgınlığa yol açtığını, uygulamanın yanlış olduğunu dile getirerek, `Bu, bakanlık politikamız ile bağdaşmıyor` dedi.
DESTEĞİMİZ SÜRECEK
Günay, Ankara`da turizm sektörü bileşenleri ve ilgili bakanlıkların temsilcileri ile toplantı yaptıklarını ve turizm sektöründeki bütün konuları ele aldıklarını dile getirerek, toplantıda Türkiye`de abartılı bir biçimde özellikle ithal içkilerde uygulanan ÖTV sorununun, sektöre çeşitli yatırım kolaylıkları sağlanması taleplerinin ve belli vasıflardaki turizm işletmelerinin ihracatçı nitelemesine kavuşturulması konularının görüşüldüğünü söyledi. Günay, toplantıda ayrıca Türkiye`nin tanıtım bütçesine destek verilmesi ve Türkiye`ye başarılı şekilde turist getiren taşıma şirketlerinin de desteklenmesi konularının ele alındığını bildirdi.
Günay, Ankara`da turizm sektörü bileşenleri ve ilgili bakanlıkların temsilcileri ile toplantı yaptıklarını ve turizm sektöründeki bütün konuları ele aldıklarını dile getirerek, toplantıda Türkiye`de abartılı bir biçimde özellikle ithal içkilerde uygulanan ÖTV sorununun, sektöre çeşitli yatırım kolaylıkları sağlanması taleplerinin ve belli vasıflardaki turizm işletmelerinin ihracatçı nitelemesine kavuşturulması konularının görüşüldüğünü söyledi. Günay, toplantıda ayrıca Türkiye`nin tanıtım bütçesine destek verilmesi ve Türkiye`ye başarılı şekilde turist getiren taşıma şirketlerinin de desteklenmesi konularının ele alındığını bildirdi.
UYGULAMA NE GETİRECEK?
Turizmciler ihracatçı statüsü kazanmasıyla birlikte ihracata getirilen birçok teşvikten faydalanacak. Yurtdışından 1 milyon doların üzerinde döviz getiren turizm işletmeleri de, ihracatçıların yararlandıkları imkanlardan yararlanacak. Yani, KDV iadesi alacak, Eximbank kredilerinden ve yurtdışı fuarlarda ve yurtdışı ofislerin açılmasında belli oranda hibe desteğinin verilmesi gibi imkanlardan yararlanacak.
Turizmciler kararı olumlu karşıladı
TUROB Başkanı Timur Bayındır, kararı olumlu buldu. Bayındır, yurtdışından 1 milyon doların üzerinde döviz getiren yaklaşık 300 otelin bu imkanlardan yararlanabileceğini belirtti. Club İremtur Yönetim Kurulu Başkanı ve Sunrise Queen Hotel Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Sadettin Ulubay da kararı büyük bir mennuniyet ile karşıladıklarını kaydetti. Point Hotel Genel Müdürü Nuri Kalyoncu`Sektörümüz tamamiyle ülkemizin ürünlerini kullanmakta ve aynı zamanda yerinde ihracat yapmaktadır` diye konuştu. Antik Hotel Genel Müdürü Sevda Yılgaz ise kararın güzel bir gelişme olduğunu ancak küçük işletmelerin gözardı edildiğini savundu.
POINT HOTEL BARBAROS
İSTANBUL MODERN VAR
Otel içinde İstanbul Modern'in de bir mağaza açacağını söyleyen Özbek, müşterilerin Türk çağdaş sanatı ile ilgili replikaları ve kitapları bu mağazada bulabileceğini kaydetti. Gökhan Özbek otelde kendisini de sahaflara giderek araştırmalar yaptığı Sahaf isimli özel bir kütüphanenin de yer alacağını belirtti. Kütüphanede İstanbul ile ilgili Türkçe ve yabancı dilde çok sayıda yayın bulunacak. Özbek, kütüphanede Kültür AŞ'nin İstanbul kitapçısı ile çalıştıklarını ve 800 kitap aldıklarını söyleyerek sahaflarda yaptıkları araştırmalarla birlikte şu anda 1200 kitabın bulunduğunu kaydetti. "Çırağan gibi proje için Anadolu'ya geçeriz"
TALİMHANE'DEKİ Nippon Otel ve Taksim'deki Point Otel'in ardından üçüncü otelini açan Özbek, havaalanı bölgesi, Maslak ve İkitelli'de otel projeleri ile ilgilendiklerini söyledi.
Özbek, "Anadolu yakasının Çırağan Sarayı olacak bir proje olacaksa diğer yakaya da geçebiliriz" dedi. Point işadamını ninni ve masajla uyutacak
Yatak ucunda ballı ılık süt ve masaj
BİR otelin sattığı en önemli şeyin kaliteli bir uyku olduğunu da söyleyen Özbek, Sweet Dreams isimli özel bir konsept yarattıklarını kaydetti. Yataş'la yapılan işbirliği ile otel için özel bir uyku serisi üretildi.
Bunun yanında odalarda yatakların başında bulunan CD'lere kolay uykuya dalmayı sağlayacak Sweet Dreams CD'leri yerleştirildi. Özbek, Lounge FM yaptıkları işbirliği ile 17 dilde ninniyi de derleyerek bir CD oluşturma aşamasında olduklarını, bu CD'leri de yatakların yanına koyacaklarını söyledi. Odalarda ayrıca Sweet Kokteyl isimli ballı ılık süt ve uyku öncesi sırt masajı imkanı da sağlanacak. Çocuk ruhlu büyüklere oyun odası
OTELİN teknoloji konseptinde ise 18 toplantı salonunun altyapısı Microsoft tarafından geliştirildi. Tüm odalarda otelin arşivinden film, belgesel izlemeye ve müzik dinlemeye ve internete irmeye olanak sağlayan Media Center yazılımı kullanıldı.
Resepsiyonda ise tüm dillerde tercüme yapabilen yazılım yer aldı. The Game isimli bir oyun odası ise Sony ve Nintendo işbirliği ile işadamlarına çalışmaktan arta kalan vakitlerine oyun oynama imkânı sağlayacak
Özbek, 210 odalı otelde oda fiyatlarının 160 eurodan başladığını ve kral dairesinin ise 2 bin 500 euro olduğunu aktardı.
Özbek Turizm, sanat ve teknoloji konseptindeki Point Otel Barbaros'u 60 milyon euro yatırımla açtı. Otel, odalardaki 17 dilde ninni ile işadamlarının uyku kalitesini artıracak
21 katta 210 odadan oluşan otel 60 milyon euro yatırımla yapıldı.
Otel içinde İstanbul Modern'in de bir mağaza açacağını söyleyen Özbek, müşterilerin Türk çağdaş sanatı ile ilgili replikaları ve kitapları bu mağazada bulabileceğini kaydetti. Gökhan Özbek otelde kendisini de sahaflara giderek araştırmalar yaptığı Sahaf isimli özel bir kütüphanenin de yer alacağını belirtti. Kütüphanede İstanbul ile ilgili Türkçe ve yabancı dilde çok sayıda yayın bulunacak. Özbek, kütüphanede Kültür AŞ'nin İstanbul kitapçısı ile çalıştıklarını ve 800 kitap aldıklarını söyleyerek sahaflarda yaptıkları araştırmalarla birlikte şu anda 1200 kitabın bulunduğunu kaydetti. "Çırağan gibi proje için Anadolu'ya geçeriz"
TALİMHANE'DEKİ Nippon Otel ve Taksim'deki Point Otel'in ardından üçüncü otelini açan Özbek, havaalanı bölgesi, Maslak ve İkitelli'de otel projeleri ile ilgilendiklerini söyledi.
Özbek, "Anadolu yakasının Çırağan Sarayı olacak bir proje olacaksa diğer yakaya da geçebiliriz" dedi. Point işadamını ninni ve masajla uyutacak
Yatak ucunda ballı ılık süt ve masaj
BİR otelin sattığı en önemli şeyin kaliteli bir uyku olduğunu da söyleyen Özbek, Sweet Dreams isimli özel bir konsept yarattıklarını kaydetti. Yataş'la yapılan işbirliği ile otel için özel bir uyku serisi üretildi.
Bunun yanında odalarda yatakların başında bulunan CD'lere kolay uykuya dalmayı sağlayacak Sweet Dreams CD'leri yerleştirildi. Özbek, Lounge FM yaptıkları işbirliği ile 17 dilde ninniyi de derleyerek bir CD oluşturma aşamasında olduklarını, bu CD'leri de yatakların yanına koyacaklarını söyledi. Odalarda ayrıca Sweet Kokteyl isimli ballı ılık süt ve uyku öncesi sırt masajı imkanı da sağlanacak. Çocuk ruhlu büyüklere oyun odası
OTELİN teknoloji konseptinde ise 18 toplantı salonunun altyapısı Microsoft tarafından geliştirildi. Tüm odalarda otelin arşivinden film, belgesel izlemeye ve müzik dinlemeye ve internete irmeye olanak sağlayan Media Center yazılımı kullanıldı.
Resepsiyonda ise tüm dillerde tercüme yapabilen yazılım yer aldı. The Game isimli bir oyun odası ise Sony ve Nintendo işbirliği ile işadamlarına çalışmaktan arta kalan vakitlerine oyun oynama imkânı sağlayacak
Özbek, 210 odalı otelde oda fiyatlarının 160 eurodan başladığını ve kral dairesinin ise 2 bin 500 euro olduğunu aktardı.
Özbek Turizm, sanat ve teknoloji konseptindeki Point Otel Barbaros'u 60 milyon euro yatırımla açtı. Otel, odalardaki 17 dilde ninni ile işadamlarının uyku kalitesini artıracak
21 katta 210 odadan oluşan otel 60 milyon euro yatırımla yapıldı.
Hiç bitmeyen sergi Point Hotel Barbaros`ta
Geçtiğimiz yıl hizmete giren Point Hotel Barbaros, 26 sanatçının 265 eserinden oluşan sürekli sergisi `Şifre/Password: İstanbul` yoğun ilgi görmeye devam ediyor. Otelde sergilenen eserler sergiyle aynı. 2009 yılında kapılarını açan Türkiye`nin ilk Art-Tech oteli Point Hotel Barbaros, çağdaş sanat ve iç mimari ile en son teknolojik yenilikleri biraraya getiriyor. Küratörlüğünü bugüne kadar tüm dünyanın ilgiyle izlediği İstanbul ve Venedik Bienalleri başta olmak üzere pek çok uluslararası bienalde görev yapan Beral Madra`nın gerçekleştirdiği Point Hotel Barbaros`ta, 26 sanatçının 265 eserinden oluşan `Şifre: İstanbul` isimli sürekli açık olan sergi dikkat çekiyor.
LOBİ DEĞİL GALERİ
Otel henüz inşaat halindeyken sanatçıların Beral Madra ile birlikte mekanları yorumlayarak eserlerini mekanlara göre üretmeleri ve yerleştirmeleri bu serginin en önemli özellikleri arasında başı çekiyor. Otel binasının parçası gibi yerleştirilen sanat eserlerine lobide, odalarda, yemek salonunda hatta asansörde bile rastlanabiliyor. Otele gelenler ve otelde kalanlar, bütün odalar, ortak kullanım alanlarına yerleştirilmiş fotoğraflar, videolar, heykeller, üç boyutlu yerleştirmeler dolayısıyla, İstanbul odaklı sanat ortamını yakından izleme ve tanıma olanağı bulacak; bir çağdaş sanat müzesine gitmiş gibi, bu üretim konusunda ayrıntılı olarak bilgi sahibi olabilecek. İstanbul`u otelin iç mekanlarında videoart, heykel, resim, fotoğraf, enstalasyon gibi çağdaş sanat yapıtları ile ünlü sanatçıların tüm yapıtları `Şifre/Password: İstanbul` isimli aynı adlı bir kitapta da toplandı.
SAHAF OTELE TAŞINDI
Aralarında Yeşim Ağaoğlu, Okan Bayülgen, Nuri Bilge Ceylan, Sıtkı Kösemen, Murat Morova, Kemal Tufan, Serhat Kiraz, Pablo Martinez Muniz gibi sanatçıların eserlerinden oluşan kitap, çağdaş sanattan zengin kesitler sunuyor. Kitapta otelde eseri bulunan her sanatçının detaylı bir portresi de yer alıyor. Projenin fikir babası Point Otel Genel Koordinatörü Gökhan Özbek. Genç yönetici, daha önce de Taksim`deki otellerinde Ara Güler`in 1950`lere ait İstanbul fotoğraflarını sergilemişti. Serginin yanı sıra; Türkiye`de ilk kez bir otelde `Sahaf` isimli kütüphanede İstanbul hakkında yazılan, birbirinden değerli bin 500`e yakın kitap bulunuyor. İstanbul Modern`in otelde bulunan mağazasında ise, müze koleksiyonundan ve sergilerinden esinlenilerek üretilen çok çeşitli hediye seçenekleri, yerli ve yabancı misafirler tarafından büyük ilgi görüyor.
OTEL MÜZE GİBİ!
Otelin restoranlarının duvarlarını sanatçı Kemal Tufan`ın eserleri süslüyor. Tufan`ın `Vatoslar` adını verdiği eserleri metalden üretilmiş. Ayrıca otelin odaları da bu sürekli açık serginin birer parçası. Otelin odalarını İstanbul`u anlatan tablolar süslüyor. Ünlü İspanyol sanatçı Pablo Martinez Muniz`in birbirinden değerli İstanbul tabloları, Point Hotel Barbaros`un odalarının duvarlarında yer alıyor.
LOBİ DEĞİL GALERİ
Otel henüz inşaat halindeyken sanatçıların Beral Madra ile birlikte mekanları yorumlayarak eserlerini mekanlara göre üretmeleri ve yerleştirmeleri bu serginin en önemli özellikleri arasında başı çekiyor. Otel binasının parçası gibi yerleştirilen sanat eserlerine lobide, odalarda, yemek salonunda hatta asansörde bile rastlanabiliyor. Otele gelenler ve otelde kalanlar, bütün odalar, ortak kullanım alanlarına yerleştirilmiş fotoğraflar, videolar, heykeller, üç boyutlu yerleştirmeler dolayısıyla, İstanbul odaklı sanat ortamını yakından izleme ve tanıma olanağı bulacak; bir çağdaş sanat müzesine gitmiş gibi, bu üretim konusunda ayrıntılı olarak bilgi sahibi olabilecek. İstanbul`u otelin iç mekanlarında videoart, heykel, resim, fotoğraf, enstalasyon gibi çağdaş sanat yapıtları ile ünlü sanatçıların tüm yapıtları `Şifre/Password: İstanbul` isimli aynı adlı bir kitapta da toplandı.
SAHAF OTELE TAŞINDI
Aralarında Yeşim Ağaoğlu, Okan Bayülgen, Nuri Bilge Ceylan, Sıtkı Kösemen, Murat Morova, Kemal Tufan, Serhat Kiraz, Pablo Martinez Muniz gibi sanatçıların eserlerinden oluşan kitap, çağdaş sanattan zengin kesitler sunuyor. Kitapta otelde eseri bulunan her sanatçının detaylı bir portresi de yer alıyor. Projenin fikir babası Point Otel Genel Koordinatörü Gökhan Özbek. Genç yönetici, daha önce de Taksim`deki otellerinde Ara Güler`in 1950`lere ait İstanbul fotoğraflarını sergilemişti. Serginin yanı sıra; Türkiye`de ilk kez bir otelde `Sahaf` isimli kütüphanede İstanbul hakkında yazılan, birbirinden değerli bin 500`e yakın kitap bulunuyor. İstanbul Modern`in otelde bulunan mağazasında ise, müze koleksiyonundan ve sergilerinden esinlenilerek üretilen çok çeşitli hediye seçenekleri, yerli ve yabancı misafirler tarafından büyük ilgi görüyor.
OTEL MÜZE GİBİ!
Otelin restoranlarının duvarlarını sanatçı Kemal Tufan`ın eserleri süslüyor. Tufan`ın `Vatoslar` adını verdiği eserleri metalden üretilmiş. Ayrıca otelin odaları da bu sürekli açık serginin birer parçası. Otelin odalarını İstanbul`u anlatan tablolar süslüyor. Ünlü İspanyol sanatçı Pablo Martinez Muniz`in birbirinden değerli İstanbul tabloları, Point Hotel Barbaros`un odalarının duvarlarında yer alıyor.
İkna tekniklerinden korunma yöntemleri
Politikacıların, satış ekiplerinin ve pazarlama dünyasının pek sevdiği 'ikna' sözcüğü, aslında üzerinde önemle durulması ve incelenmesi gereken bir kavram. Geçtiğimiz günlerde New Scientist Dergisi'nde yayınlanan bir araştırmanın sonuçlarına bakılacak olursa, insanları belli bir düşünceye yönlendirmek ve tercihlerini belirlemek için bazı teknikleri kullanmak yeterli olabiliyor.
Çalışmanın ortaya koyduğu formüle göre ikna etmenin yolu, karşı tarafı öfkelendirmek ve üstünde belirli bir baskı kurmaktan geçiyor. Sinirlenen, şaşıran, dolayısıyla kafası ve algısı karışan kişinin görüşünü değiştirmesi kolaylaşıyor. İkna etmek, başarı için çok önemli bir araç tabii ki. Ancak, artık günümüzde 'kazan-kazan' düşüncesini içselleştirmek gerekiyor. Mutlu markaların, efsanevi yöneticilerin sırrı, cesur olmaları ve manipülatif teknikler yerine diyalog kurmayı ve dinlemeyi tercih etmelerinde yatıyor. Bu bağlamda, New Scientist'in araştırmasına aslında ikna edilmemek isteyenlerin ihtiyacı var. Böylece ataklardan korunmayı başarabilirler. İtalya'nın en önemli gazetelerinden La Repubblica, New Scientist'in makalesini inceleyen bir yazı yayınlayarak ünlü İtalyan psikiyatrist Raffaele Morelli'nin görüşlerine yer verdi. Risa Psicosomatica isimli derginin yayın direktörü olan Morelli'ye göre ikna etmek aslında bir güç gösterisi. Morelli bu tekniklerin bir süre işe yaradığını ancak daha sonra insanların kullanıldıklarını hissederek tepki verdiklerini vurguluyor ve pazarlamanın temelini şu bakış açısıyla tanımlıyor: KURBAN OLMAMAYI SEÇMEK "İknada esas amaç, karşı tarafı yönlendirerek doğru ve doğal düşünmesini engellemek.. Bir insanda karşı tarafın düşüncelerini kontrol etmeye yönelik bir istek olması aslında sağlıklı bir tavır değil. Siyasi pazarlama da dahil, pazarlamanın tüm alanları insanları bir ürün veya hizmeti almaya ikna etmek üzerine yoğunlaşır. İzleyicileri şaşırtan efektler kullanarak, az ve öz temaları sıklıkla tekrar ederek onları harekete yönlendirir." Morelli bu tekniklerle ikna edilen kişilerin daha sonra tepki duymaya başladıklarına, kendilerini yönlendirmeye çalışan kişi ve kuruluşlardan uzaklaştıklarına dikkat çekiyor. İknacılardan korunmak isteyenlere de tavsiyeler sunuyor. Morelli ikna edildikten sonra içinde bir boşluk duygusu hisseden kişinin, bu duyguyu bir sinyal olarak görmesini öneriyor. Morelli'ye göre bir konuşmadan sonra kişinin kendini tatmin olmamış hissetmesini, aslında 'işler yolunda gitmiyor' olarak algılaması gerekiyor. Manipüle eden bir kişiyi tanıyabilmek için yüzündeki ifadelere ve ses tonuna dikkat etmek yeterli olabiliyor. Yüzde bir tik olması önemli bir işaret. Sakin ve serinkanlı tavır, sabit bir tonda konuşma ikna etmek için kullanılan güçlü silahlar. Kendini korumak isteyenlerin, kelimelerden çok, ses tonuna ve beden diline dikkat etmesi gerekiyor. Kurban olmamayı seçmek hiç de zor değil. Önemli olan, içten gelen sese kulak vermek ve her şeyi bildiğini düşünenlere karşı kendini savunmayı istemek. İKNA SANATI 8 KURAL ÜZERİNDE YÜKSELİYOR New Scientist'in araştırmasına göre ikna sanatı 8 kural üzerinde yükseliyor. Başarılı bir iletişim kurmanın ilk kuralı olan karşı tarafın beden dilini taklit etmek, böylece bilinçaltında algının açılmasını sağlamak. Sonra, kişinin fikirlerini yavaş yavaş istenilen yöne doğru yönlendirmek... Bu noktada, en önemli olan sunulan fikirlerin az sayıda olması. Çok konu olduğunda kontrol kayboluyor. Dördüncü önemli kural, sürpriz efekti yaratmak ve karşı tarafı şaşırtacak bir şey yapmak. Beşinci adım, hedef doğrultusunda kullanılacak aracı seçmek. 'İkna sanatının' altıncı kuralı, ne söylendiğinden çok nasıl söylendiğine, stile önem vermek... Yedinci kural, ikna edilecek kişiyi sinirlendirerek, direncini kırmak. Sekizinci ve sonuncu hareket, direnci kırarak, arzulanan hedefe ulaşmak... Ohio State Üniversitesi profesörlerinden Zakary Tormala, ikna etmek isteyenlere şu tavsiyede bulunuyor: "Kendi fikri konusunda kararlı olmasını sağlayın, sonra fikirlerinizi onunkilere benzeterek ortaya koyun, her basamakta yavaş yavaş ilerleyin. Asla karşınızdakinden görüşünü ispatlayacak bir kanıt sunmasını istemeyin. Bu sizin kontrolü kaybetmenize neden olur. Karşınızdaki şaşırtacak bir şey yaparak, onun dikkatini dağıtın." PAZARLAMA, İKNA KAVRAMINI MODERNLEŞTİRMELİ Günümüzde reklam dünyasının en önemli sorunu tüketicilerin ikna olmak istememesi. Reklam yatırımlarının geri dönüşünün ve reklamların etkisinin giderek azalmasının nedeni, temelde insanların reklam tekniklerine karşı dayanıklılık geliştirmiş olması. Bu yüzden, başarılı şirketler ikna sözcüğünün yerine diyalog sözcüğünü tercih ediyor. Konuşmaktan çok tüketiciyi anlamaya vakit harcıyor. Araştırmalarla onların duygularının temelindeki unsurları bulmaya çalışıyor. Müşteri sadakati yaratmak için 'kazan-kazan' felsefiyle hizmet ediyor. Yeni dünyada ürün bol, hizmet bol, ilgi az, beklenti yüksek. Pazarlama dünyası ikna sözcüğünü unutmak ve yeni bakış açıları bulmak zorunda.
Fatoş Karahasan / Yrd. Doç. Dr. - TASAM
Kuponun yerini SMS aldı pazar krizde bile büyüdü
Krizde reklam harcamalarını kısan şirketler mobil pazarlamaya yöneldi. Geçen yıla oranla yüzde 50 büyüyen sektörde gözler 2010’a çevrildi.
Gazetelerin dağıttığı cilt cilt ansiklopedi için haftalarca kesilen kuponlar, bir çift cam bardak almak için biriktirilen kapaklar ve tabii margarin paketlerindeki kulakçığı “atmayıp saklayan” anneler... Çok değil bundan 10 yıl öncesinin en gözde promosyon fikirleri olan bu kampanyalara şimdilerde de rastlamak mümkün, tabii tek bir farkla. Makas tutan ellerin yerini artık cep telefonları alıyor. Hızlı parmaklar şimdilerde geleneksel promosyon kampanyalarının tahtına göz dikmiş durumda. Büyüklüğü Türkiye’de 120 milyon dolara ulaşan mobil pazarlama, alışılmış promosyon kalıplarını da yıkacak gibi. Üstelik mesaj da oldukça net: Kapaktaki şifreyi yolla kazan!
Başta cep telefonu olmak üzere tüm mobil cihazlar aracılığıyla tüketiciyi kışkırtarak bazen bir çekilişe ya da hediyeye, bazen de satışa ‘iten’ ya da ‘çeken’ kısa mesajların yarattığı etkiye kayıtsız kalamayan 550 şirket yalnızca son bir yılda 20 milyonun üzerinde tüketiciye ulaşmayı başardı. Beklentiler ise oldukça yüksek. Önümüzdeki beş yıl içinde pazarın 10 kat büyümesi ilk büyük hedef. Doritos için yarattıkları “Aşk mı Para mı?” kampanyasıyla Avrupa, Ortadoğu ve Afrika'nın “En İyi Mobil Pazarlama Uygulaması” ödülünü kazanan mobil pazarlama ajansı Aerodeon Türkiye’nin Genel Müdür Yardımcısı İsmail Özdemir, Türkiye’deki büyümeyi genç nüfusun mobil uygulamalara kolay adapte olmasına bağlıyor. “Türk tüketicisi olarak promosyona duyarlı bir yapımız var. Şimdilerde markalar yalnızca bir şey pazarlamak için değil imaj için de mobil pazarlama kanallarını kullanıyor” diyen Özdemir, geri dönüşlerin net olarak ölçülebilmesinin de bu alana olan ilgiyi artırdığı görüşünde. Tabii ilginin pazarın büyüklüğünü olumlu yönde etkilemesi de beklenen bir sonuç. Dünyada mobil pazarlama faaliyetlerinin yarattığı pazar yaklaşık bir milyar dolara ulaşırken Türkiye, bu cironun yüzde 10’unu tek başına yükleniyor. Özdemir krize rağmen 2009’da yüzde 50 büyüme yakalayan sektörün gelecek yıl artan 3G uygulamalarıyla birlikte çok daha yüksek rakamları hedeflediğini belirtiyor.
Gazetelerin dağıttığı cilt cilt ansiklopedi için haftalarca kesilen kuponlar, bir çift cam bardak almak için biriktirilen kapaklar ve tabii margarin paketlerindeki kulakçığı “atmayıp saklayan” anneler... Çok değil bundan 10 yıl öncesinin en gözde promosyon fikirleri olan bu kampanyalara şimdilerde de rastlamak mümkün, tabii tek bir farkla. Makas tutan ellerin yerini artık cep telefonları alıyor. Hızlı parmaklar şimdilerde geleneksel promosyon kampanyalarının tahtına göz dikmiş durumda. Büyüklüğü Türkiye’de 120 milyon dolara ulaşan mobil pazarlama, alışılmış promosyon kalıplarını da yıkacak gibi. Üstelik mesaj da oldukça net: Kapaktaki şifreyi yolla kazan!
Başta cep telefonu olmak üzere tüm mobil cihazlar aracılığıyla tüketiciyi kışkırtarak bazen bir çekilişe ya da hediyeye, bazen de satışa ‘iten’ ya da ‘çeken’ kısa mesajların yarattığı etkiye kayıtsız kalamayan 550 şirket yalnızca son bir yılda 20 milyonun üzerinde tüketiciye ulaşmayı başardı. Beklentiler ise oldukça yüksek. Önümüzdeki beş yıl içinde pazarın 10 kat büyümesi ilk büyük hedef. Doritos için yarattıkları “Aşk mı Para mı?” kampanyasıyla Avrupa, Ortadoğu ve Afrika'nın “En İyi Mobil Pazarlama Uygulaması” ödülünü kazanan mobil pazarlama ajansı Aerodeon Türkiye’nin Genel Müdür Yardımcısı İsmail Özdemir, Türkiye’deki büyümeyi genç nüfusun mobil uygulamalara kolay adapte olmasına bağlıyor. “Türk tüketicisi olarak promosyona duyarlı bir yapımız var. Şimdilerde markalar yalnızca bir şey pazarlamak için değil imaj için de mobil pazarlama kanallarını kullanıyor” diyen Özdemir, geri dönüşlerin net olarak ölçülebilmesinin de bu alana olan ilgiyi artırdığı görüşünde. Tabii ilginin pazarın büyüklüğünü olumlu yönde etkilemesi de beklenen bir sonuç. Dünyada mobil pazarlama faaliyetlerinin yarattığı pazar yaklaşık bir milyar dolara ulaşırken Türkiye, bu cironun yüzde 10’unu tek başına yükleniyor. Özdemir krize rağmen 2009’da yüzde 50 büyüme yakalayan sektörün gelecek yıl artan 3G uygulamalarıyla birlikte çok daha yüksek rakamları hedeflediğini belirtiyor.
“Cin fikirlere açığız”
Perakende başta olmak üzere, tekstil, alışveriş merkezleri, hızlı tüketim ve bankacılık sektörlerinin yeni gözdesi mobil teknolojilerde kısa mesajlar en fazla tercih edilen uygulamalarda ilk sırada yer alıyor. Cep telefonlarının neredeyse tamamının kısa mesajlara açık olması, hedeflenen en yüksek sayıda kişiye ulaşmaya da imkan tanıyor. Bu nedenle kısa mesajın mobil web, download ya da video uygulamalara göre çok daha güçlü olduğunu söylüyor İsmail Özdemir. Bu gücü görmezden gelemeyen şirketlerin de artık mobil pazarlama bütçelerini ayrı hesapladıklarını ifade ediyor. Tabii bu durum reklam ajanslarının çalışma biçimlerini de doğrudan etkiliyor. Örneğin uluslararası mobil pazarlama şirketi Aerodeon’un Türkiye ofisinde de ayrı bir mobil medya planlamacısı bulunuyor. Rekabetin yoğun olduğu sektörde yaklaşık yüzde 25’lik büyüme beklenen 2010 için bir diğer öngörü de bu yıl yeni şirketlerin pazara girebileceği yönünde. Büyüyen bir pazar olması nedeniyle mevcut oyuncuların yanı sıra pazara yeni katılacak şirketlerin pastayı büyütmesi olası. Tabii bu da reklam verenleri bütçelerini en verimli şekilde kullanabilmek için yaratıcı işlere yönlendireceği anlamına geliyor. Özdemir ise sektörün ihtiyacı olan yaratıcılığın “ne zaman nereden geleceğinin” belli olmadığı düşüncesinde. Bu nedenle de şirketleri Aerodeon’un kapıları bu işe duyan herkese açık. İsmail Özdemir çok farklı alan ve deneyimlerden çalışanların da aralarında bulunduğu ekibi büyütecekleri müjdesini veriyor.
İŞ'TE İNSAN - 07.02.10Onur UYSAL
İŞ'TE İNSAN - 07.02.10Onur UYSAL
DEVLERİN YENİ CEO OKULU
Türkiye, son yıllarda bir tür “CEO yetiştirme okulu” olarak öne çıkıyor. Pirelli, Coca – Cola, Ariston gibi pek çok uluslararası şirket, üst düzey yönetime aday gördüğü kişileri önce Türkiye’ye yolluyor. Dinamik, karmaşık ve kaotik olarak tanımlanan Türkiye pazarı kimini yukarı taşırken kimini de yarıştan siliyor.
Geçtiğimiz günlerde dünyaca ünlü Pirelli’nin dördüncü kuşak temsilcilerinden Nicolo Pirelli, Türkiye’ye gelerek şirketin buradaki fabrikasında çalışmaya başladı. Nicolo Pirelli’nin gelecekte şirketin başına geçmesi bekleniyor. Zira dev Pirelli’nin şu anki CEO’su olan babası (Alberto Pirelli) da benzer bir süreçten yani Türkiye’de yöneticilik yapma deneyiminden geçtikten sonra bu koltuğa oturmuştu. Türkiye gibi farklı medeniyetlerin tek bir potada eridiği, nispeten kaotik ve dinamik bir pazarda edinilen tecrübe sonrası şirketin başına getirilen yöneticilerin sayısı hiç de az değil. İzmirli çimento şirketi Bastaş’ı satın alan Fransız Vicat ailesi de benzer bir yol izlemiş, oğullarını bir süre İzmir’de çalıştırmıştı. Belçika’nın ünlü kireç şirketlerinden Carmeuse’ün sahibi Collinet ailesi de, ikinci jenerasyonunun Türkiye deneyiminden geçtikten sonra yönetime gelmesine izin vermişti. Üstelik bu, yalnızca aile şirketlerinde rastladığımız türde bir alışkanlık ya da yönetici yetiştirme strateji de değil. Global şirketlerin birçoğu, yakın gelecekte önemli görevler vermeyi planladığı yöneticilerini ya da potansiyel CEO’larını Türkiye’ye göndermeyi ‘bir yetenek yönetim stratejisi’ olarak benimsiyor.
Burada beceren her yerde başarır.
Benzer bir örnek, İtalyan beyaz eşya şirketi Ariston’da yaşandı. Şirkette görev yapmış iki CEO, ikişer yıl Türkiye’de genel müdür olarak çalıştı. Şirketin tepe yönetimi, bu durumun ‘tesadüf olup olmadığı’ yönündeki soruya şu yanıtı vermişti: “Bu, bilinçli tasarlanmış bir yönetici eğitim sürecidir. Pazarın dinamik yapısından dolayı böyle bir yol izliyoruz!”Ariston yönetiminin yaptığı bu açıklama, Türkiye’de çalışan yabancı yöneticilerin bir kısmının geleceğine de ışık tutar nitelikte. Zira üst düzey yönetim kademelerine çalışan beyin avcıları, Türkiye’de görev yapan hemen hemen tüm yabancı yöneticilerin buradan “terfi alarak ayrıldığını” doğruluyor. Örneğin insan kaynakları danışmanlık şirketi Korn Ferry International’ın Türkiye Yönetici Ortağı Şerif Kaynar’a göre “gelişen pazarlarda görev yapan yabancı yöneticiler hem kriz yönetimini yaşayarak öğreniyorlar hem de değişken piyasa şartlarına karşı kabuk bağlamış” oluyorlar. Şu an Fiat Türkiye Başkanı Ali Pandır’dan önce bu koltukta oturan Alfredo Altavilla’yı örnek gösteriyor Kaynar. Altavilla’nın şu anda tüm şirketin ikinci adamı olarak görüldüğünü belirten Kaynar, yakın zamanda Chrysler’in başkanlığına getirileceğinin de konuşulduğunu aktarıyor. Türkiye’de şu an görev yapan 97 yabancı genel müdür var. Uzmanlara göre bu genel müdürlerin Türkiye’deki başarısı, bulundukları sektörün olgunlaşmasıyla da yakından ilgili. Başarılı yabancı yöneticiler genelde otomotiv, hızlı tüketim ürünleri, teknoloji ve turizm sektörlerinde bulunuyor. Son yıllarda şirketler Türkiye’deki mevzuatı anlayabilmek için yabancı avukatlar da göndermeye başladı. Büyüklük önemli!Elbette Türkiye’ye gelen her yabancı, dönüşte şirketine başkan, ikinci adam ya da CEO olamıyor. Kaynar’a göre yöneticinin gücü, bu deneyimin kariyerini nasıl etkileyeceği, Türkiye’de yönettiği cironun büyüklüğü ve çalışan sayısıyla da doğrudan ilişkili: “Yıllık 200 milyon doların altında ciroya hükmeden birinin Türkiye’deki başarısı, kendi kariyeri açısından önem arz etse de şirketin merkezine döndüğünde CEO koltuğunun onu bekliyor olacağı anlamına gelmez elbette. Örneğin Coca Cola, Türkiye’den 2.5 milyar dolara yakın bir ciro yönetiyor. Elbette bu rakam, organizasyonun başındaki kişinin performansını çok önemli hale getiriyor.”
BRIC + Türkiye!
Uzun yıllardır Türkiye’de üst düzey yönetici yerleştirmek konusunda danışmanlık yapan One World Consulting Genel Müdürü Tim Bright da, Türkiye’de yöneticilik yapmanın “terfi gerektiren bir deneyim” olduğu görüşünde. Dünyanın en büyük 100 şirketine bakıldığında, buralarda yükselebilmek için farklı ülkelerde deneyim kazanmanın şart olduğunu belirtiyor Bright: “İşte tam bu noktada hangi ülkelerde yöneticilik yaptığınız kriter olarak karşınıza çıkıyor. Belli ülkelerde deneyim dikkat çekici oluyor: (BRIC) ülkeleri olarak adlandırılan Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin çok önemli örneğin. Son zamanlarda Türkiye de buna eklendi!” 2002’den sonra global şirketlerin Türkiye’ye gönderdikleri yönetici kalitesini artırdıklarına dikkat çeken Bright ayrıca sadece üst düzey yönetici olarak değil, orta düzey hatta uzman seviyesinde bile yabancı çalışanların Türkiye’de görevlendirilmeye başlandığını vurguluyor. Bright’a göre Türkiye’ye yönetici göndermek “en ucuz eğitim” yollarından biri: “Şu anda Türkiye’de 30 - 35 yaşları arasında, çok kaliteli, binlerce yabancı yönetici var. Üstelik bunlar sadece İstanbul’da da değil. Mühendis, pazarlama uzmanı olarak gelebiliyorlar. Örneğin bir müşterimiz, üst düzey yöneticiler için bir - iki yıllık programlar hazırlıyor. CEO türü üst düzey pozisyonlara gelebilmeleri için önce bunlardan geçmeleri gerekecek. Ve bir adayın bu programa girebilmesi için ilk şart, farklı ülkelerde çalışabileceğini bildirmesi.”
11 Eylül’ün olumsuz etkisi
Global şirketlerin stratejileri böyle... Peki yöneticiler, Türkiye’de görev yapmak istiyorlar mı? Tim Bright özellikle 11 Eylül’den sonra Batı Avrupalı ve Amerikalı yöneticilerin, bu bölgeye pek de sıcak bakmadığını belirtiyor. Ancak küresel ölçekte faaliyet gösteren şirketlerin bu konuda şakası yok. “Bu tür çekinceniz varsa CEO’luk şansından da vazgeçmiş oluyorsunuz” diyen Bright’a göre Türkiye’nin en büyük avantajı, bölgedeki rolü: “Şirketler buraya gelecek yöneticilerine çok yardımcı oluyor. Bazen merkezden uzaklaşmak unutulma ya da göz ardı edilme riski taşısa da, bu durumun çeşitli avantajları var. Örneğin yöneticiler burada, merkezdekine göre çok daha özgür ve yüksek yetki sahibi kılınıyor. Sırf bu özgürlük bile başarılı olmanın formülü gibi. Hatta bazen buradaki yetki ve etki alanını döndükten sonra bulamayan bazı yöneticiler aynı başarıyı sürdürmekte zorlanabiliyor.”
Güçlü bir çalışma ağı
Yabancı yöneticiler için belirsizliklerin olduğu Türkiye pazarı çok iyi bir eğitim yeri. E&E Danışmanlık Yönetici Ortağı Kıvanç Ersöz, Türkiye’nin piyasa şartlarını öğrenmek için iyi bir eğitim yeri olduğuna dikkat çekerek buraya gelenlerin mutlaka terfi ederek ayrıldıklarını vurguluyor: “Yabancı ülkede yalnız kalmış bir yönetici gibi görünmelerine rağmen, uluslararası şirketlerde çalışıyor olmanın nimetlerinden yararlanıyorlar. Bir kere çok büyük bir destek mekanizmasının içinde yer alıyorlar. Büyük ve güçlü bir ağ içinde çalışıyorlar. Aynı durum, bu şirketlerdeki Türk yöneticiler için de geçerli. Onların gelecekleri de çok parlak olacak!”
Murat Demiroğlu / PricewaterhouseCoopers İnsan Kaynakları Direktörü
Global rekabetin en güçlü olduğu pazarTürkiye’yi, yönetici adaylarının eğitiminde bu kadar önemli hale getiren faktörlerin başında pazardaki global rekabetin sertliği yatıyor. PricewaterhouseCoopers İnsan Kaynakları Direktörü Murat Demiroğlu, Türkiye’nin bu özelliğine dikkat çekiyor: “Birçok ülkeden marka burada yarışıyor, doğunun markaları burayı Avrupa’ya girmek için kapı olarak görüyor. Ayrıca Türk markaları da geri kalmıyor. Ayrıca hala yüksek sayılabilecek bir enflasyon var. Tüm bunlarla başa çıkabilmek hiç kolay değil. Türkiye, insan yönetimi açısından da, çeşitliliği yüksek bir pazar.”Türkiye pek çok sektörde olgunlaşmamış bir pazar. Bunun da yöneticiler açısından öğrenilecek çok şey vaat ettiğini ifade ediyor Demiroğlu. Türkiye’ye gelen bir yöneticinin kariyerinin, CEO’luğa kadar gitmesini normal görüyor bu yüzden. Bu yöneticilerin neden çok kıymetli olduğunu ise şöyle açıklıyor: “Verilere dayalı bir pazar değil, belirsizlikler var. Artık tüm dünyada belirsizlik üzerine kurulu gibi. Bununla başa çıkabilenler, iyice kıymetli hale geldi. Verilere dayalı karar veremiyorlar, çok sayıda ve kimisi belirsiz parametrelerle manevralar yapmak, doğru karar vermek zorundalar. Bu da, büyük beceri, gelişmiş bir koku alma duyusu ve müthiş bir içgüdü gerektiriyor.”
Ücretleri düştü
Türkiye’ye gelen yabancı yöneticilerin profili değişiyor. Nispeten daha genç yaştaki yöneticilere daha sık rastlıyoruz. İnsan kaynakları danışmanları, beyin avcıları, ücret paketlerinin de daha aşağılara çekildiğini hatta bazı sektörlerde Türk yöneticilerle arada fark kalmadığını aktarıyor. Şirketler hala yüksek paketler uyguluyor, çocukların okul masrafları, ev kirası gibi giderleri karşılıyor ancak beş yıl öncesine göre ciddi bir azalma söz konusu. Yine de ücretleri hakkında şöyle bir yorum yapılıyor: “Batı koşullarını yaşayıp, doğu standartları hesaplanarak oluşturulmuş paketler alıyorlar.”
“Türkiye yeni kariyer kapıları açıyor”Ariston Türkiye Genel Müdürü Ojetti Andrea
Türkiye, oldukça büyük ve dinamik bir pazar. Bir şirket Türkiye’de ilerlemek istiyorsa, buraya iyi bir müdür göndermek zorunda. Bu yüzden, Indesit Company Türkiye’ye genel müdür olarak atandığımda öncelikle büyük gurur duydum. Aynı zamanda bu mevkiin beraberinde getirdiği sorumlulukların da farkındaydım. İnsanların aklında Türkiye’de başarılı oldukları için daha iyi mevkilere getirilen müdürler kalıyor ama doğrusu burada başarısızlığa uğrayanlar da var.Böylesine dinamik bir ülkede müdür olarak görev yapmak her zaman artı bir değer kazandırır ve kesinlikle sizi kariyer anlamında daha ilerilere götüren kapılar açar. Böyle zorlu bir atmosferde başarılı olmak insanı profesyonel anlamda memnun ve tatmin eder. Yabancı bir ülkede, yerli ekibin müdürü olarak görev yapmak farklıdır ve daha fazla çaba sarf etmeniz gerektirir. Farklı bir kültürü anlamaya çalışmanız, o ülkenin dilini öğrenmeniz gerekir. Bu durum, tecrübenizi hem daha zor hem de daha ilginç kılar. Görev yaptığınız ülkeden, kültürü ve insani değerleri konusunda iyi bir öğretmen olarak ayrılırsınız.Birçok yabancı yönetici tanıyorum ve elbette fikir ve bilgi alışverişi yapmak için zaman zaman bir araya geliyoruz. Beş yıla yakın bir süredir bu ülkede görev yaptığım için yeni gelenler bana danışıyor. Türkiye, hızlı büyüyen ve fırsatları beraberinde getiren bir ekonomiye sahip. Ben bu durumu en iyi şekilde değerlendirmeye çalıştım.
İŞ'TE İNSAN - 07.02.10Yasemin SALİH
İŞ'TE İNSAN - 07.02.10Yasemin SALİH
Biraz da Turizm Terimlerini Hatırlayalım.
ALLES INCLUSIVE: Herşey dahil sistemi. (All inclusive)
HIGH SEASON: Yüksek sezon (Peak season).
SEMI SEASON: Yarı sezon, ara sezon ( shoulder season ) .
LOW SEASON: Sezon dışı, ölü sezon.I.H.A. : International Hotel Assocation ( Uluslararası Otelciler Birliği ) .
LAND ARRANGEMENTS: Tur yolcusuna, varış noktasında uçaktan inişinden sonra sağlanan hizmetin tümü.
UPGRADE: Misafirin daha iyi konaklama ünitesine aktarılması.
GROUP: Grup. Aynı programa uyarak birlikte seyahat eden yolcular. Aksine bir tanım bulunmadığı durumlarda 11 kişi ve fazlasının grup kabul edilmesi öngörülmüştür. ( I.H.A. / UFTAA Otel Konvansiyonu ) .
VOUCHER: Tur operatörü ya da seyahat acentesi tarafından hazırlanıp, yemek, konaklama, transfer v.b. hizmetlerin sağlanması karşılığında bunları sağlayanlara para yerine verilen ve operatörün söz konusu hizmet bedelini ödeme taahhüdünü taşıyan belgeler. Kupon (coupon ) olarak da adlandırılır.
OCCUPANCY RATE: Doluluk oranı. Bir otelde veya otel grubunda satılan gecelemelerin, satışa arz edilen toplama oranı yüzde cinsinden ifade edilir.
CHARTER: Bir uçak veya başka bir taşıma aracının özel kullanım için tutulması.
SPLIT CHARTER: Bir uçağın veya başka bir taşıma aracının belirli bir sefer için birden fazla kuruluş tarafından tutulması.
STOP OVER: Bir uçuşa belirsiz bir süre için ( 24 saat ) ara verilerek uğrak noktalarından birinde kalmak.
CARRIER: Yolcu veya yük taşıması yapan herhangi bir kuruluş.
TRANSFER: Yolcunun ve eşyanın bir bir taşıt aracı terminalinden konaklama ünitesine veya geri mahalli taşıma araçları ile taşınması.
OVERRIDE COMMISSION: Normal veya sabir bir komisyon dışında belirli iş hacmi aşıldığı takdirde ödenen ek komisyon (süper komisyon, prim).
CHECK IN: Konuğun giriş işlemlerinin yapılarak odasının verilmesi.
CHECK OUT: Konuğun otelden ayrılışı.
CHECK IN TIME: Giriş saati. Otelde yer ayırtarak da gelmiş olsa dahi konuğun gerekli kayıt işlemlerini tamamlayarak otelci konuğa odasını bu saatten önce vermekle yükümlü değildir. Ancak ilan edilmiş Check In saatinde odanın hazırlanmış olması şarttır.
CHECK OUT TIME: Çıkış saati. Misafirin ayrılacağı gün odasının fazladan bir ücret ödemeden işgal edebileceği en geç saat. Misafir odasını, daha önceden duyurulan bu saate Kadar boşaltmazsa, otelci için bir ücret isteme hakkı doğar.
EARLY CHECK OUT: Erken ayrılış. Konuğun yapılan rezervasyon tarihinden önce otelden ayrılımasıdır.
ARRIVAL: Geliş.
DEPARTURE: Gidiş.
WALK – IN: Önceden rezervasyonu olmadan gelen konuk.
EXTENTION: Uzatma. Yapılan bir rezervasyonun veya kalış süresinin uzatılması.
CONFIRMED: Rezervasyon teyidi. Otel, taşıyıcı v.b. ‘nin belirli bir rezervasyonu kabul ettiklerini ve ayırtılan hizmetleri mutlaka sağlamayı taahhüt ettiklerini belirten sözlü veya yazılı bildirim.
GUARANTEED PAYMENT: Ödeme garantili rezervasyon-Müşterinin kendine ayrılan odayı kullansa da kullanmasa da ücretini ödemeyi kabul etmesi.
CLAIMED RESERVATION: Kayıtlarda misafirin rezervasyonu gözükmemektedir. Fakat misafir C.R. rezervasyonunun olduğunu iddia etmektedir.
NO RESERVATIONS (N.R.): Rezervasyonsuz.
ACCEPTED WAIT LIST: Bekleme listesinden kabul edilen rezervasyonlar.
RESERVATIONS (AWLR)
RESERVATION SLIP: Rezervasyon fişi.
NO SHOW: - Rezervasyonunu kullanmayan veya iptal etmeyen bir müşteri - Kullanılmamış ve iptal edilmemiş bir rezervasyon.
OVERBOOKING: Overbooking otelin kapasitesinin üzerinde rezervasyon alması ve aldığı tüm bu rezervasyonların gerçekleşerek misafirlerin otele varışlarının söz konusu olması halidir.
PRE-REGISTRATION: Garantili rezervasyonda oda tahsisinin önceden yapılması ve kayıt kabul kartlarının kolaylık sağlamak amacıyla önceden doldurulması.
CANCEL: İptal.
AVAILABLE: Bir yer ayırtma mesajında şartlı bir durumu gösterir.
BEST AVAILABLE: Rezervasyon istenen tarihlerde otelin rezervasyon durumuna göre açık bulunan herhangi bir odanın ayrılabileceğini ancak müşterinin en iyi odanınfiyatını ödemeye hazır olduğunu ve olanak bulunursa kendisinin iyi odalara aktarılmasının istendiğini belirlemek üzere rezervasyon mesajına konulan not.
COMPLIMENTARY ROOM: İşletme tarafından davet edilen konuklar için verilen ücretsiz oda.
BACK TO BACK GROUPS: Grup ve turlar için kullanılan bir deyimdir- Bir grubun çıkarken hemen diğerinin otele girişi; - Her hafta veya belirli günlerde gelen devamlı gruplar.B
LACK LIST: Hesabını ödemeden giden veya otele alınması sakıncalı görülen kişiler için tutulan listedir.
ON REQUEST: Rezervasyon durumunun yükselerek kritik bir safhaya yaklaşmasına doğru rezervasyon alımının sınırlandırılması ve kontrollu olarak alınması.
CLOSED OUT: Bayramlara rastlayan bazı devrelerde belirli günlerin tüm rezervasyon alımlarına kapatılmasıdır.
STOP-SALE: Satışların durdurulması.
PAYMENT BY: Ödeyen.
REMARKS: Açıklamalar
BED- NIGHT: Geceleme. Konaklama tesisinde bir kişinin bir gece geçirmesi (Overnight).
ROOM RACK: Oda durum tablosu.
SINGLE BED: Tek kişilik bir yatak.
FRENCH BED: İki kişilik tek geniş bir yatak.
SINGLE ROOM: Tek kişinin kaldığı bir oda.
TWIN BED: İki ayrı yatak.
DOUBLE ROOM: İki kişilik oda.
DOUBLE TWIN: İki kişilik iki yataklı oda.
DOUBLE FRENCH: İki kişilik tek büyük bir yataklı oda.
DOUBLE BED (FRENCH): İki kişilik bir büyük yatak.
TRIPLE ROOM: Extra bir yatakla üç kişilik hale sokulan double oda.
STUDIO ROOM: Yatağa dönüştürülebilir iki divan veya kanepesi bulunan bir oturma odası(Executive room olarak da adlandırılır).Bu tip odalarda özel iş toplantıları veya küçük çapta kokteyl verilebilir.
REGULAR ROOMS : Normal yatak odalarıdır. Bu tip yataklar divan haline getirilemez.SHOW ROOMS: Örnek odalar.
CONNECTING ROOMS: Geçmeli Odalar. Aralarında doğrudan doğruya ( koridora çıkmadan ) geçiş imkânı bulunan iki veya daha fazla sayıda oda
ADJOININGS ROOMS: Bitişik Odalar. Aralarında geçiş kapısı olmayan fakat birbirine bitişik iki veya daha fazla sayıda oda
SUITE : Bir salonla buna bağlanan bir veya daha fazla sayıda yatak odası bulunan konaklama ünitesi.
PRESIDENTIAL SUITE: Extra döşenmiş bir veya iki yatak odalı, oturma odası geniş ve resepsiyonlar için uygun özel bar ve mutfağı olan odalar.
JUNIOR SUITE: İçindeki yatma alanının oturma alanından bir bölme ile ayrıldığı geniş oda.
DUBLEX: İki katlı bir suit (oturma ve yatak odaları bir merdivenle birbirine bağlıdır)
ROLL AWAY BED: Katlanabilen extra yatak. İlave yatak.
COT: Portatif karyola.
RUN OF THE HOUSE RATE: Otelin bir gruba değişik standarttaki tüm odalarını kapsamak üzere verdiği tek ve net fiyat.
COMMERCIAL RATE: Otelle bir şirket arasında üzerinde anlaşmaya varılan özel bir fiyat.
GROUP RATE: Gruplara uygulanan indirimli fiyat.
NET RATE : Net Fiyat- Acentanın üzerine belirli bir kar marjı ekleyip müşteriye aktarabileceği toptan ve genellikle servis vergi gibi tüm unsurları içeren fiyat.
DAY RATE: Gündüz ücreti-Otel odasının gece kalınmaksızın gündüz saatleri içindekullanılması karşılığında otele ödenecek ücret.
FREE SALE: Serbest Satış. Önceden belirlenmiş tarihler için kontenjana dahil sayıdaki oda rezervasyonunun acenta tarafından otele danışmaksızın teyidine imkan veren uygulama. CONFIDENTIAL TARIFF: Seyahat acenteleri ve tur operatörlerine gizli olarak dağıtılan toptan fiyatlar.
SINGLE SUPPLEMENT: Tek kişi farkı-İki kişilik odaların tek kişi tarafından kullanılması halinde ,tur operatörüne o oda için verilmiş bulunan kişi başı fiyatına eklenecek fark ( Double Occupancy Rate).
ADVANCE DEPOSIT: Misafirin otele giriş yapmadan önce gönderdiği, rezervasyonun garantisi için gerekli olan miktar = Rezervasyon kaporası (Genellikle 1 gecelik oda ücretidir.).ADVANCE PAYMENT: Misafirden C/In esnasında alınan ve genellikle toplam konaklama tutarında olan paradır.
ALLOCATION: Blokaj
ALLOTMENT: Belirlenen dönem içerisinde, acentanın ya da grup sahibinin otele sormaksızın ( Stop sale dışı ) satabileceği, iki taraflarca belirlenen oda sayısıdır.
AVAILABLE ROOMS: Satışa hazır odalar.
AVAILABILITY: Günlük, aylık olarak otelin satışa hazır odalarının yüzde ile ifadesi.
BACK OF THE HOUSE: Otelin misafirler tarafından direk olarak kullanılmayan bölümleri (Teknik Servise ait alanlar, çamaşırhane…)
BILL TO COMPANY: Otel muhasebesinin onayladığı durumlarda, misafir hesabının tamamının ya da bir kısmının belirli bir şirkete fatura edilmek üzere krediye kaldırılması.
CANCELATION = ANNULATION = STORNO: Rezervasyonun iptali
CREDIT CARD GUARANTEES (CCG): Rezervasyonun garantisi için gerekli rakamın (advance deposit), misafirin talimatı ile kredi kartı hesabından alınması.
COMPLIMENTARY ROOM: Misafire ücretsiz konaklama verilmesidir.
FULL COMPLIMENTARY: Konaklama ile birlikte misafirin extra harcamalarının (telefon, çamaşırhane, doktor…) tamamının otel tarafından karşılanmasıdır. Misafirin otel içinde hiçbir harcamaya ücret ödememesidir.
CONCIERGE: Misafirin bagajlarının taşınması, muhafaza edilmesi, posta, evrak ve mesaj dağıtımı gibi işlevleri olan bölümdür.
CORRECTION: Misafir foliosuna yapılmış charge’ların artı ya da eksi olarak düzeltilmesidir.
CREDIT: Misafirin otelden alacaklı olduğu rakamdır.
DAY USE: Genellikle odanın sabah saat 09:00 ile akşam 18:00 arası gece konaklaması olmadan kullanılması.Ücret genellikle rack rate in %50' sidir.
DEAD LINE: Opsiyon süresinin bitiş tarihi ile misafirin geliş günü arasındaki süredir.DEBIT: Misafirin otele borçlu olduğu rakamdır.
DISCOUNT: Misafirin hesabında belirli oranlarda yapılan indirim (- gelir)
DOUBLE LOCK: (1) Ving card ile çalışan sistemlerde yeni bir anahtar yapılarak, misafirdeki kartın kullanılamaz hale getirilmesi.( 2 ) kapının arkasında bulunan mandala basılarak kitlenmesi.
EXTRA FOLIO: Misafirin kendi ödeyeceği harcamaların işlendiği foliodur.
FOLIO: Misafirlerin konaklamaları süresince harcamalarının kaydedildiği hesap cetvelidir.
FRONT OF THE HOUSE = PUBLIC AREA: Misafirlerin ortak yararlandıkları bölümlerdir (restoran, bar.vb.).
GO SHOW: Rezervasyonu olmadığı halde misafirin anlaşmalı acenta tarafından düzenlenmiş voucher ile otele gelmesi.
HANDICAPPED / WHEELCHAIR ROOM: Özürlü misafirler için tahsis edilen oda.
HANDOVER: Shift teslimidir.
HOUSE COUNT: Oteldeki kullanılabilir oda sayısı.
HOUSE USE: Otelin bağlı bulunduğu şirket mensupları için ücretsiz konaklama.
INCOGNITO: Otelde kaldığının hiç kimseye söylenmemesini ya da kendisinin verdiği isimlere iletilmesini isteyen misafir.
INDIVIDUAL: Acenta kanalı olmaksızın rezervasyonlu olarak gelen münferit misafirdir.
INDIVIDUAL TOURS (IT) : Acenta kanalı ile gelen münferit misafirdir.
JOINER: Daha önceden c/ın yapmış bir odaya sonradan eklenen kişi yada kişilerdir.
LATE C/IN: Misafirin c/in günü odasını saat: 14:00 dan daha geç bir zamanda alması.
LATE C/OUT: Misafirin, odasını c/out günü saat 12:00 dan sonra ücretli ya da ücretsiz olarak verilen süreye kadar kullanması.
MAIN FOLIO: Acenta tarafından ödenecek harcamaların işlendiği misafir foliosudur.
MASTER FOLIO: Gruplar için kullanılan, tek kişi ya da kuruluş tarafından ödenecek hesapların toplandığı folio’ dur.
MEMORANDUM: Otel Genel Müdürü tarafından çıkarılan, uyulması zorunlu olan yazılı bildirim.
OPEN DATE: Rezervasyon alımına müsait gün demektir.
PAID OUT: Misafir veya otel adına önkasadan onay şartı ile yapılan harcamadır.
PICK UP: (1) Konaklama fiyatına yapılan ilave.(2) Bir önceki gün bakiyesinin yeni bakiyeye eklenmesi.
POINT OF SALES (POS): Satış noktasıdır.
POSTING: Misafir foliosuna yapılan charge işlemidir.
PREPAYMENT: Misafirin konaklama ücretinin önceden ödenmesidir.
RELEASE DATE: Acentanın konratta belirlenen; sormadan satış ve no show‘suz iptal yapabileceği bitiş tarihi.
ROOM DISCREPANCY REPORT: H/K ile F/O arasındaki oda uyuşmazlıklarını gösteren rapordur.
RUN OF THE HOUSE: Oda tipi gözönüde bulundurulmadan yapılan satıştır.
SHORT: Overbooking in realize olmasıdır.
SLEEP OUT: Otel misafirinin odasını kullanmayarak geceyi dışarıda geçirmesidir.
TIME CANCEL: Rezervasyon yaptıran kişinin belirlenen saate Kadar (genellikle saat 18:00) gelmemesi halinde rezervasyonunun iptal edilmesi.
TURN AWAY: Tesis shorta düştüğünde misafirin masraflarının karşılanarak, tesiste yer boşalana kadar başka tesise yerleştirilmesi.
TURN DOWN SERVICE: H/K tarafından akşam misafirler yemekte iken ya da misafirin talep etmiş olduğu bir saatte yataklarının açılması ve 'iyi geceler' notunun bırakılmasıdır.UP-SELLING: Misafir taleplerinin iyi bir satış çalışması ile daha yüksek ürünlere kaydırılmasıdır.
UPGRADE: Misafirlere rezervasyonundan daha pahalı bir ürünün extra ücret alınmadan sunulmasıdır.
WALK OUT: Hesabını ödemeden çıkış yapan odadır.
HIGH SEASON: Yüksek sezon (Peak season).
SEMI SEASON: Yarı sezon, ara sezon ( shoulder season ) .
LOW SEASON: Sezon dışı, ölü sezon.I.H.A. : International Hotel Assocation ( Uluslararası Otelciler Birliği ) .
LAND ARRANGEMENTS: Tur yolcusuna, varış noktasında uçaktan inişinden sonra sağlanan hizmetin tümü.
UPGRADE: Misafirin daha iyi konaklama ünitesine aktarılması.
GROUP: Grup. Aynı programa uyarak birlikte seyahat eden yolcular. Aksine bir tanım bulunmadığı durumlarda 11 kişi ve fazlasının grup kabul edilmesi öngörülmüştür. ( I.H.A. / UFTAA Otel Konvansiyonu ) .
VOUCHER: Tur operatörü ya da seyahat acentesi tarafından hazırlanıp, yemek, konaklama, transfer v.b. hizmetlerin sağlanması karşılığında bunları sağlayanlara para yerine verilen ve operatörün söz konusu hizmet bedelini ödeme taahhüdünü taşıyan belgeler. Kupon (coupon ) olarak da adlandırılır.
OCCUPANCY RATE: Doluluk oranı. Bir otelde veya otel grubunda satılan gecelemelerin, satışa arz edilen toplama oranı yüzde cinsinden ifade edilir.
CHARTER: Bir uçak veya başka bir taşıma aracının özel kullanım için tutulması.
SPLIT CHARTER: Bir uçağın veya başka bir taşıma aracının belirli bir sefer için birden fazla kuruluş tarafından tutulması.
STOP OVER: Bir uçuşa belirsiz bir süre için ( 24 saat ) ara verilerek uğrak noktalarından birinde kalmak.
CARRIER: Yolcu veya yük taşıması yapan herhangi bir kuruluş.
TRANSFER: Yolcunun ve eşyanın bir bir taşıt aracı terminalinden konaklama ünitesine veya geri mahalli taşıma araçları ile taşınması.
OVERRIDE COMMISSION: Normal veya sabir bir komisyon dışında belirli iş hacmi aşıldığı takdirde ödenen ek komisyon (süper komisyon, prim).
CHECK IN: Konuğun giriş işlemlerinin yapılarak odasının verilmesi.
CHECK OUT: Konuğun otelden ayrılışı.
CHECK IN TIME: Giriş saati. Otelde yer ayırtarak da gelmiş olsa dahi konuğun gerekli kayıt işlemlerini tamamlayarak otelci konuğa odasını bu saatten önce vermekle yükümlü değildir. Ancak ilan edilmiş Check In saatinde odanın hazırlanmış olması şarttır.
CHECK OUT TIME: Çıkış saati. Misafirin ayrılacağı gün odasının fazladan bir ücret ödemeden işgal edebileceği en geç saat. Misafir odasını, daha önceden duyurulan bu saate Kadar boşaltmazsa, otelci için bir ücret isteme hakkı doğar.
EARLY CHECK OUT: Erken ayrılış. Konuğun yapılan rezervasyon tarihinden önce otelden ayrılımasıdır.
ARRIVAL: Geliş.
DEPARTURE: Gidiş.
WALK – IN: Önceden rezervasyonu olmadan gelen konuk.
EXTENTION: Uzatma. Yapılan bir rezervasyonun veya kalış süresinin uzatılması.
CONFIRMED: Rezervasyon teyidi. Otel, taşıyıcı v.b. ‘nin belirli bir rezervasyonu kabul ettiklerini ve ayırtılan hizmetleri mutlaka sağlamayı taahhüt ettiklerini belirten sözlü veya yazılı bildirim.
GUARANTEED PAYMENT: Ödeme garantili rezervasyon-Müşterinin kendine ayrılan odayı kullansa da kullanmasa da ücretini ödemeyi kabul etmesi.
CLAIMED RESERVATION: Kayıtlarda misafirin rezervasyonu gözükmemektedir. Fakat misafir C.R. rezervasyonunun olduğunu iddia etmektedir.
NO RESERVATIONS (N.R.): Rezervasyonsuz.
ACCEPTED WAIT LIST: Bekleme listesinden kabul edilen rezervasyonlar.
RESERVATIONS (AWLR)
RESERVATION SLIP: Rezervasyon fişi.
NO SHOW: - Rezervasyonunu kullanmayan veya iptal etmeyen bir müşteri - Kullanılmamış ve iptal edilmemiş bir rezervasyon.
OVERBOOKING: Overbooking otelin kapasitesinin üzerinde rezervasyon alması ve aldığı tüm bu rezervasyonların gerçekleşerek misafirlerin otele varışlarının söz konusu olması halidir.
PRE-REGISTRATION: Garantili rezervasyonda oda tahsisinin önceden yapılması ve kayıt kabul kartlarının kolaylık sağlamak amacıyla önceden doldurulması.
CANCEL: İptal.
AVAILABLE: Bir yer ayırtma mesajında şartlı bir durumu gösterir.
BEST AVAILABLE: Rezervasyon istenen tarihlerde otelin rezervasyon durumuna göre açık bulunan herhangi bir odanın ayrılabileceğini ancak müşterinin en iyi odanınfiyatını ödemeye hazır olduğunu ve olanak bulunursa kendisinin iyi odalara aktarılmasının istendiğini belirlemek üzere rezervasyon mesajına konulan not.
COMPLIMENTARY ROOM: İşletme tarafından davet edilen konuklar için verilen ücretsiz oda.
BACK TO BACK GROUPS: Grup ve turlar için kullanılan bir deyimdir- Bir grubun çıkarken hemen diğerinin otele girişi; - Her hafta veya belirli günlerde gelen devamlı gruplar.B
LACK LIST: Hesabını ödemeden giden veya otele alınması sakıncalı görülen kişiler için tutulan listedir.
ON REQUEST: Rezervasyon durumunun yükselerek kritik bir safhaya yaklaşmasına doğru rezervasyon alımının sınırlandırılması ve kontrollu olarak alınması.
CLOSED OUT: Bayramlara rastlayan bazı devrelerde belirli günlerin tüm rezervasyon alımlarına kapatılmasıdır.
STOP-SALE: Satışların durdurulması.
PAYMENT BY: Ödeyen.
REMARKS: Açıklamalar
BED- NIGHT: Geceleme. Konaklama tesisinde bir kişinin bir gece geçirmesi (Overnight).
ROOM RACK: Oda durum tablosu.
SINGLE BED: Tek kişilik bir yatak.
FRENCH BED: İki kişilik tek geniş bir yatak.
SINGLE ROOM: Tek kişinin kaldığı bir oda.
TWIN BED: İki ayrı yatak.
DOUBLE ROOM: İki kişilik oda.
DOUBLE TWIN: İki kişilik iki yataklı oda.
DOUBLE FRENCH: İki kişilik tek büyük bir yataklı oda.
DOUBLE BED (FRENCH): İki kişilik bir büyük yatak.
TRIPLE ROOM: Extra bir yatakla üç kişilik hale sokulan double oda.
STUDIO ROOM: Yatağa dönüştürülebilir iki divan veya kanepesi bulunan bir oturma odası(Executive room olarak da adlandırılır).Bu tip odalarda özel iş toplantıları veya küçük çapta kokteyl verilebilir.
REGULAR ROOMS : Normal yatak odalarıdır. Bu tip yataklar divan haline getirilemez.SHOW ROOMS: Örnek odalar.
CONNECTING ROOMS: Geçmeli Odalar. Aralarında doğrudan doğruya ( koridora çıkmadan ) geçiş imkânı bulunan iki veya daha fazla sayıda oda
ADJOININGS ROOMS: Bitişik Odalar. Aralarında geçiş kapısı olmayan fakat birbirine bitişik iki veya daha fazla sayıda oda
SUITE : Bir salonla buna bağlanan bir veya daha fazla sayıda yatak odası bulunan konaklama ünitesi.
PRESIDENTIAL SUITE: Extra döşenmiş bir veya iki yatak odalı, oturma odası geniş ve resepsiyonlar için uygun özel bar ve mutfağı olan odalar.
JUNIOR SUITE: İçindeki yatma alanının oturma alanından bir bölme ile ayrıldığı geniş oda.
DUBLEX: İki katlı bir suit (oturma ve yatak odaları bir merdivenle birbirine bağlıdır)
ROLL AWAY BED: Katlanabilen extra yatak. İlave yatak.
COT: Portatif karyola.
RUN OF THE HOUSE RATE: Otelin bir gruba değişik standarttaki tüm odalarını kapsamak üzere verdiği tek ve net fiyat.
COMMERCIAL RATE: Otelle bir şirket arasında üzerinde anlaşmaya varılan özel bir fiyat.
GROUP RATE: Gruplara uygulanan indirimli fiyat.
NET RATE : Net Fiyat- Acentanın üzerine belirli bir kar marjı ekleyip müşteriye aktarabileceği toptan ve genellikle servis vergi gibi tüm unsurları içeren fiyat.
DAY RATE: Gündüz ücreti-Otel odasının gece kalınmaksızın gündüz saatleri içindekullanılması karşılığında otele ödenecek ücret.
FREE SALE: Serbest Satış. Önceden belirlenmiş tarihler için kontenjana dahil sayıdaki oda rezervasyonunun acenta tarafından otele danışmaksızın teyidine imkan veren uygulama. CONFIDENTIAL TARIFF: Seyahat acenteleri ve tur operatörlerine gizli olarak dağıtılan toptan fiyatlar.
SINGLE SUPPLEMENT: Tek kişi farkı-İki kişilik odaların tek kişi tarafından kullanılması halinde ,tur operatörüne o oda için verilmiş bulunan kişi başı fiyatına eklenecek fark ( Double Occupancy Rate).
ADVANCE DEPOSIT: Misafirin otele giriş yapmadan önce gönderdiği, rezervasyonun garantisi için gerekli olan miktar = Rezervasyon kaporası (Genellikle 1 gecelik oda ücretidir.).ADVANCE PAYMENT: Misafirden C/In esnasında alınan ve genellikle toplam konaklama tutarında olan paradır.
ALLOCATION: Blokaj
ALLOTMENT: Belirlenen dönem içerisinde, acentanın ya da grup sahibinin otele sormaksızın ( Stop sale dışı ) satabileceği, iki taraflarca belirlenen oda sayısıdır.
AVAILABLE ROOMS: Satışa hazır odalar.
AVAILABILITY: Günlük, aylık olarak otelin satışa hazır odalarının yüzde ile ifadesi.
BACK OF THE HOUSE: Otelin misafirler tarafından direk olarak kullanılmayan bölümleri (Teknik Servise ait alanlar, çamaşırhane…)
BILL TO COMPANY: Otel muhasebesinin onayladığı durumlarda, misafir hesabının tamamının ya da bir kısmının belirli bir şirkete fatura edilmek üzere krediye kaldırılması.
CANCELATION = ANNULATION = STORNO: Rezervasyonun iptali
CREDIT CARD GUARANTEES (CCG): Rezervasyonun garantisi için gerekli rakamın (advance deposit), misafirin talimatı ile kredi kartı hesabından alınması.
COMPLIMENTARY ROOM: Misafire ücretsiz konaklama verilmesidir.
FULL COMPLIMENTARY: Konaklama ile birlikte misafirin extra harcamalarının (telefon, çamaşırhane, doktor…) tamamının otel tarafından karşılanmasıdır. Misafirin otel içinde hiçbir harcamaya ücret ödememesidir.
CONCIERGE: Misafirin bagajlarının taşınması, muhafaza edilmesi, posta, evrak ve mesaj dağıtımı gibi işlevleri olan bölümdür.
CORRECTION: Misafir foliosuna yapılmış charge’ların artı ya da eksi olarak düzeltilmesidir.
CREDIT: Misafirin otelden alacaklı olduğu rakamdır.
DAY USE: Genellikle odanın sabah saat 09:00 ile akşam 18:00 arası gece konaklaması olmadan kullanılması.Ücret genellikle rack rate in %50' sidir.
DEAD LINE: Opsiyon süresinin bitiş tarihi ile misafirin geliş günü arasındaki süredir.DEBIT: Misafirin otele borçlu olduğu rakamdır.
DISCOUNT: Misafirin hesabında belirli oranlarda yapılan indirim (- gelir)
DOUBLE LOCK: (1) Ving card ile çalışan sistemlerde yeni bir anahtar yapılarak, misafirdeki kartın kullanılamaz hale getirilmesi.( 2 ) kapının arkasında bulunan mandala basılarak kitlenmesi.
EXTRA FOLIO: Misafirin kendi ödeyeceği harcamaların işlendiği foliodur.
FOLIO: Misafirlerin konaklamaları süresince harcamalarının kaydedildiği hesap cetvelidir.
FRONT OF THE HOUSE = PUBLIC AREA: Misafirlerin ortak yararlandıkları bölümlerdir (restoran, bar.vb.).
GO SHOW: Rezervasyonu olmadığı halde misafirin anlaşmalı acenta tarafından düzenlenmiş voucher ile otele gelmesi.
HANDICAPPED / WHEELCHAIR ROOM: Özürlü misafirler için tahsis edilen oda.
HANDOVER: Shift teslimidir.
HOUSE COUNT: Oteldeki kullanılabilir oda sayısı.
HOUSE USE: Otelin bağlı bulunduğu şirket mensupları için ücretsiz konaklama.
INCOGNITO: Otelde kaldığının hiç kimseye söylenmemesini ya da kendisinin verdiği isimlere iletilmesini isteyen misafir.
INDIVIDUAL: Acenta kanalı olmaksızın rezervasyonlu olarak gelen münferit misafirdir.
INDIVIDUAL TOURS (IT) : Acenta kanalı ile gelen münferit misafirdir.
JOINER: Daha önceden c/ın yapmış bir odaya sonradan eklenen kişi yada kişilerdir.
LATE C/IN: Misafirin c/in günü odasını saat: 14:00 dan daha geç bir zamanda alması.
LATE C/OUT: Misafirin, odasını c/out günü saat 12:00 dan sonra ücretli ya da ücretsiz olarak verilen süreye kadar kullanması.
MAIN FOLIO: Acenta tarafından ödenecek harcamaların işlendiği misafir foliosudur.
MASTER FOLIO: Gruplar için kullanılan, tek kişi ya da kuruluş tarafından ödenecek hesapların toplandığı folio’ dur.
MEMORANDUM: Otel Genel Müdürü tarafından çıkarılan, uyulması zorunlu olan yazılı bildirim.
OPEN DATE: Rezervasyon alımına müsait gün demektir.
PAID OUT: Misafir veya otel adına önkasadan onay şartı ile yapılan harcamadır.
PICK UP: (1) Konaklama fiyatına yapılan ilave.(2) Bir önceki gün bakiyesinin yeni bakiyeye eklenmesi.
POINT OF SALES (POS): Satış noktasıdır.
POSTING: Misafir foliosuna yapılan charge işlemidir.
PREPAYMENT: Misafirin konaklama ücretinin önceden ödenmesidir.
RELEASE DATE: Acentanın konratta belirlenen; sormadan satış ve no show‘suz iptal yapabileceği bitiş tarihi.
ROOM DISCREPANCY REPORT: H/K ile F/O arasındaki oda uyuşmazlıklarını gösteren rapordur.
RUN OF THE HOUSE: Oda tipi gözönüde bulundurulmadan yapılan satıştır.
SHORT: Overbooking in realize olmasıdır.
SLEEP OUT: Otel misafirinin odasını kullanmayarak geceyi dışarıda geçirmesidir.
TIME CANCEL: Rezervasyon yaptıran kişinin belirlenen saate Kadar (genellikle saat 18:00) gelmemesi halinde rezervasyonunun iptal edilmesi.
TURN AWAY: Tesis shorta düştüğünde misafirin masraflarının karşılanarak, tesiste yer boşalana kadar başka tesise yerleştirilmesi.
TURN DOWN SERVICE: H/K tarafından akşam misafirler yemekte iken ya da misafirin talep etmiş olduğu bir saatte yataklarının açılması ve 'iyi geceler' notunun bırakılmasıdır.UP-SELLING: Misafir taleplerinin iyi bir satış çalışması ile daha yüksek ürünlere kaydırılmasıdır.
UPGRADE: Misafirlere rezervasyonundan daha pahalı bir ürünün extra ücret alınmadan sunulmasıdır.
WALK OUT: Hesabını ödemeden çıkış yapan odadır.
sunshine.co.uk has reseached the top ten spots for newlyweds
Honeymooners - Bulgaria is on the up but Venice is sinking
Honeymoons are a £7billion industry, so with all this money being spent, sunshine.co.uk, the UK’s fastest growing independent online travel agent researched the top ten spots for newlyweds.
For newly married couples the honeymoon is often just as exciting as their actual wedding day, so when it comes to picking the destination it’s important to get it right.
Research carried out by www.sunshine.co.uk, the UK’s fastest growing independent online travel agent has revealed the top ten honeymoon spots, and surprisingly not all of the clichéd destinations are on the list.
The Seychelles – It’s no surprise that this gem is the number one honeymoon destination. Situated in the Indian Ocean, it boasts white sand beaches, clear seas and some of the best fresh food around.
Marrakech, Morocco – Marrakech is the perfect destination for newlyweds to relax and unwind, whilst taking in the amazing culture and scenery that the city has to offer. Wander around the souks for some authentic bargains, sample some of the local cuisine then finish the day off with a romantic camel ride.
Jamaica – The tiny island of Jamaica makes a big impression on honeymooners, which is why it is at number three. Nestled in the Caribbean Sea, it has some of the most beautiful beaches in the World that remain totally unspoilt.
Las Vegas – No longer the city of sin, as more and more newlyweds are heading there for their honeymoon. Vegas is perfect for those who want to kill two birds with one stone, and shun the more traditional type of wedding for something a little more exciting.
Bulgaria – Possibly the biggest surprise on the list is Bulgaria, which is situated in South-East Europe. It has gained most of its popularity due to such a diverse history and culture; this is reflected in its tourism. So whether, you’re into sight-seeing or relaxing on the beach then this might be for you.
New York – The Big Apple is known for its great shops, and some of the best sights in the World. Often listed as one of the places to visit before you die, why not go with your beloved.
Japan – Having the second largest economy in World, and being the fourth largest exporter it isn’t any wonder that their tourism industry is also booming. Famed for its unique cuisine, and truly exciting history it remains one of the top holiday destinations.
Egypt – Egypt is the country that has everything. It offers brilliant access to the Red Sea, which has some of the best scuba dive sites in the World. Add to that fabulous beaches, and one of the seven wonders of the ancient world, it couldn’t be more diverse.
Thailand - Thailand is gaining more popularity due to its idyllic beaches and its vibrant culture. Check out The Temple of The Emerald Buddha, or do a spot of shopping in its capital city of Bangkok.
The Maldives – It may be the smallest Asian country, but it has still made it onto the top ten list. Its growing popularity has helped its economy immensely, and with its breath taking scenery it’s no wonder.
Romantic cities such as Venice and Paris failed to make the top ten, with many opting for more unique and exotic destinations.
Chris Brown managing director of sunshine.co.uk had the following to say: “It’s interesting to see that people are branching out by travelling to more unconventional countries such as Bulgaria.”
Brown continues: “And whilst I expected The Seychelles to be in the top ten, it was complete a surprise that the said most romantic city in the World didn’t make it.”
Honeymoons are a £7billion industry, so with all this money being spent, sunshine.co.uk, the UK’s fastest growing independent online travel agent researched the top ten spots for newlyweds.
For newly married couples the honeymoon is often just as exciting as their actual wedding day, so when it comes to picking the destination it’s important to get it right.
Research carried out by www.sunshine.co.uk, the UK’s fastest growing independent online travel agent has revealed the top ten honeymoon spots, and surprisingly not all of the clichéd destinations are on the list.
The Seychelles – It’s no surprise that this gem is the number one honeymoon destination. Situated in the Indian Ocean, it boasts white sand beaches, clear seas and some of the best fresh food around.
Marrakech, Morocco – Marrakech is the perfect destination for newlyweds to relax and unwind, whilst taking in the amazing culture and scenery that the city has to offer. Wander around the souks for some authentic bargains, sample some of the local cuisine then finish the day off with a romantic camel ride.
Jamaica – The tiny island of Jamaica makes a big impression on honeymooners, which is why it is at number three. Nestled in the Caribbean Sea, it has some of the most beautiful beaches in the World that remain totally unspoilt.
Las Vegas – No longer the city of sin, as more and more newlyweds are heading there for their honeymoon. Vegas is perfect for those who want to kill two birds with one stone, and shun the more traditional type of wedding for something a little more exciting.
Bulgaria – Possibly the biggest surprise on the list is Bulgaria, which is situated in South-East Europe. It has gained most of its popularity due to such a diverse history and culture; this is reflected in its tourism. So whether, you’re into sight-seeing or relaxing on the beach then this might be for you.
New York – The Big Apple is known for its great shops, and some of the best sights in the World. Often listed as one of the places to visit before you die, why not go with your beloved.
Japan – Having the second largest economy in World, and being the fourth largest exporter it isn’t any wonder that their tourism industry is also booming. Famed for its unique cuisine, and truly exciting history it remains one of the top holiday destinations.
Egypt – Egypt is the country that has everything. It offers brilliant access to the Red Sea, which has some of the best scuba dive sites in the World. Add to that fabulous beaches, and one of the seven wonders of the ancient world, it couldn’t be more diverse.
Thailand - Thailand is gaining more popularity due to its idyllic beaches and its vibrant culture. Check out The Temple of The Emerald Buddha, or do a spot of shopping in its capital city of Bangkok.
The Maldives – It may be the smallest Asian country, but it has still made it onto the top ten list. Its growing popularity has helped its economy immensely, and with its breath taking scenery it’s no wonder.
Romantic cities such as Venice and Paris failed to make the top ten, with many opting for more unique and exotic destinations.
Chris Brown managing director of sunshine.co.uk had the following to say: “It’s interesting to see that people are branching out by travelling to more unconventional countries such as Bulgaria.”
Brown continues: “And whilst I expected The Seychelles to be in the top ten, it was complete a surprise that the said most romantic city in the World didn’t make it.”
Onlar İncil Koyuyor, Biz Broşür Verelim !..
İlk yurtdışı seyahatimde odaya girer girmez gece lambasının yanındaki kitap dikkatimi çekti. Unutulmuştur diye resepsiyona götürdüm. ' O sizin efendim' dedi görevli mülayim bir tavırla. Lacivert kapaklı bir Luther İncili...
22 yıl önce Viyana Reither otelde yaşadığım ve pek önemsemediğim bu olayın ne kadar organize bir 'Tanıtım Kampanyasına' dönüştüğünü daha sonraki yıllarda gözlemleme imkânım oldu. 1899 yılında Amerika'da kurulan Protestan "Gideon Organizasyonu" Hıristiyanlığın tanınması ve yayılması için milyonlarca incili, bütün dünyanın okullarına, iş yerlerine, askeri kışlalara, otellere, yaşlılar evine dağıtmaya başladı. Ücretsiz dağıtılan kitapların maliyetini karşılamak için hali vakti yerinde iş adamları ve akademisyenler bu organizasyona üye yapıldı. Üye sayısı yıldan yıla artarak 2008 yılında dünya genelinde 284.000 kişiye ulaştı. Bugüne kadar 1,5 milyar Gideon-İncili 84 dile çevrilerek 181 ülkede dağıtıldı. Bu tanıtım kampanyası her gün yüz binlerce insanın konakladığı otellerin devreye sokulması ile farklı bir boyut kazandı. Lacivert Kapaklı, orta büyüklükte üzerinde Gideon logosu bulunan ve İngilizce, Almanca, İtalyanca, Fransızca olarak basılan İncillerin odalara konulup konulmaması otel yönetiminin inisiyatifine bırakıldı. Uygulamada ülkeler arasında farklılıklar ortaya çıktı. Avustralya ve Amerika'da her otelde, her odada bulundurulması zorunlu kılındı. Hatta Amerikan otel zincirleri yurt dışındaki otellerinde de aynı uygulamayı yapıyor. Avrupa'da ise durum farklı. Fransa'da konu uzun tartışmalar sonucu 'ya üç büyük dinin kitabı da olmalı, ya da hiçbiri' düşüncesiyle gündemden kalkarken, Almanya konuya genel olarak çok sıcak yaklaşıyor. Otellerin % 80 nin odalarında İncil bulunuyor. Almanya, özellikle ateistlerin ve sivil toplum örgütlerinin protestoları altında kararlılığını sürdürüyor. Ateistler bu uygulamanın Hıristiyan olmayanlar üzerinde psikolojik baskı oluşturduğunu, din özgürlüğünü hiçe saydığını ve haksız propaganda yapıldığını öne sürüyorlar. Bundan dolayı konakladıkları otellerdeki İncilleri ya psikolojik baskı gördükleri iddiasıyla % 10 fiyat indirimi talep ederek resepsiyona iade ediyor, , ya da odalardaki İncillerin üzerine 'dikkat!.. bu kitap sizin ve çevrenizin ruh halini olumsuz etkileyebilir' etiketi yapıştırıyorlar. Konunun dini ve siyasi boyutunu bir kenara bırakarak, otellerde konaklayan misafirlerin oluşturduğu ciddi potansiyelin dünya genelindeki tanıtıcı ve ticari faaliyetler için değerlendirilmesi çabalarına değinmek istiyorum. Yapılan bir araştırmaya göre Almanya'da otel odalarındaki İnciller'in % 23 ü okunuyor. Bu, günde 100.000 kişi demek. Başka bir sonuca göre, İncil bulunan odalardan başta havlu olmak üzere daha az eşya çalındığı belirlenmiş. Otelde konaklayan misafirin, potansiyel müşteri olmasından yola çıkan Japon Firması Nintendo, yıllardır otelcileri odalara 'Game Boy' konulması konusunda ikna etmeye çalışıyor. Şimdi biz benzer bir çalışmayı ülkemizin tanıtımı için kullansak ve otel odalarına Türkiye'yi tanıtıcı kitapları hediye olarak bıraksak bize kim kızar? Yılda 20 milyonluk turist potansiyeli göz önünde bulundurulduğunda, odalara konulan tanıtım kitapçığının % 10 nun bile yurt dışına götürülmesi durumunda, bu kitapçıkların hayatında hiç Türkiye'ye gelmemiş yüz binlerce kişiye ulaşması işten bile değil. Bu potansiyeli Kültür ve Turizm Bakanlığı, Oteller ve Seyahat Acentaları işbirliği ile bir tanıtım seferberliğine çevirmek Türk turizmine çok önemli bir hizmet olacaktır.
Kaynak: Turizmdebusabah
22 yıl önce Viyana Reither otelde yaşadığım ve pek önemsemediğim bu olayın ne kadar organize bir 'Tanıtım Kampanyasına' dönüştüğünü daha sonraki yıllarda gözlemleme imkânım oldu. 1899 yılında Amerika'da kurulan Protestan "Gideon Organizasyonu" Hıristiyanlığın tanınması ve yayılması için milyonlarca incili, bütün dünyanın okullarına, iş yerlerine, askeri kışlalara, otellere, yaşlılar evine dağıtmaya başladı. Ücretsiz dağıtılan kitapların maliyetini karşılamak için hali vakti yerinde iş adamları ve akademisyenler bu organizasyona üye yapıldı. Üye sayısı yıldan yıla artarak 2008 yılında dünya genelinde 284.000 kişiye ulaştı. Bugüne kadar 1,5 milyar Gideon-İncili 84 dile çevrilerek 181 ülkede dağıtıldı. Bu tanıtım kampanyası her gün yüz binlerce insanın konakladığı otellerin devreye sokulması ile farklı bir boyut kazandı. Lacivert Kapaklı, orta büyüklükte üzerinde Gideon logosu bulunan ve İngilizce, Almanca, İtalyanca, Fransızca olarak basılan İncillerin odalara konulup konulmaması otel yönetiminin inisiyatifine bırakıldı. Uygulamada ülkeler arasında farklılıklar ortaya çıktı. Avustralya ve Amerika'da her otelde, her odada bulundurulması zorunlu kılındı. Hatta Amerikan otel zincirleri yurt dışındaki otellerinde de aynı uygulamayı yapıyor. Avrupa'da ise durum farklı. Fransa'da konu uzun tartışmalar sonucu 'ya üç büyük dinin kitabı da olmalı, ya da hiçbiri' düşüncesiyle gündemden kalkarken, Almanya konuya genel olarak çok sıcak yaklaşıyor. Otellerin % 80 nin odalarında İncil bulunuyor. Almanya, özellikle ateistlerin ve sivil toplum örgütlerinin protestoları altında kararlılığını sürdürüyor. Ateistler bu uygulamanın Hıristiyan olmayanlar üzerinde psikolojik baskı oluşturduğunu, din özgürlüğünü hiçe saydığını ve haksız propaganda yapıldığını öne sürüyorlar. Bundan dolayı konakladıkları otellerdeki İncilleri ya psikolojik baskı gördükleri iddiasıyla % 10 fiyat indirimi talep ederek resepsiyona iade ediyor, , ya da odalardaki İncillerin üzerine 'dikkat!.. bu kitap sizin ve çevrenizin ruh halini olumsuz etkileyebilir' etiketi yapıştırıyorlar. Konunun dini ve siyasi boyutunu bir kenara bırakarak, otellerde konaklayan misafirlerin oluşturduğu ciddi potansiyelin dünya genelindeki tanıtıcı ve ticari faaliyetler için değerlendirilmesi çabalarına değinmek istiyorum. Yapılan bir araştırmaya göre Almanya'da otel odalarındaki İnciller'in % 23 ü okunuyor. Bu, günde 100.000 kişi demek. Başka bir sonuca göre, İncil bulunan odalardan başta havlu olmak üzere daha az eşya çalındığı belirlenmiş. Otelde konaklayan misafirin, potansiyel müşteri olmasından yola çıkan Japon Firması Nintendo, yıllardır otelcileri odalara 'Game Boy' konulması konusunda ikna etmeye çalışıyor. Şimdi biz benzer bir çalışmayı ülkemizin tanıtımı için kullansak ve otel odalarına Türkiye'yi tanıtıcı kitapları hediye olarak bıraksak bize kim kızar? Yılda 20 milyonluk turist potansiyeli göz önünde bulundurulduğunda, odalara konulan tanıtım kitapçığının % 10 nun bile yurt dışına götürülmesi durumunda, bu kitapçıkların hayatında hiç Türkiye'ye gelmemiş yüz binlerce kişiye ulaşması işten bile değil. Bu potansiyeli Kültür ve Turizm Bakanlığı, Oteller ve Seyahat Acentaları işbirliği ile bir tanıtım seferberliğine çevirmek Türk turizmine çok önemli bir hizmet olacaktır.
Kaynak: Turizmdebusabah
Misafir Her Zaman Haklı mıdır?
Çuval dolusu para...
Hiçbir kurala bağlı kalmadan, isteği gibi davranmayı kendisinde hak gören, aldığı hizmette karşılık sürekli şikâyet etme ve olumsuzluk peşinde, otelin olası eksikliklerini koz olarak kullanıp adeta meydan okuyan, genelde iyi niyetle çalışan personeli her fırsatta aşağılamaya çalışan kah psikolojisi bozuk, kah trajikomik genelde ne zaman ne yapacağı pek belli olmayan değişik müşteri profili...
Üstelik tatilleri için "ÇUVAL DOLUSU PARA" ödediklerini iddia ederek. Böylesine bir misafir ile karşılaşsaydınız ne yapardınız, yoksa siz hala "müşteri her zaman haklı'' diyenlerden misiniz? Bence önce bir okuyun, kararınızı buna göre kendiniz verin... Kural ve kaideler, her işletmenin standart ölçülerde hazırlanmış olması gereken yazılı bir anayasası niteliğindedir. Bunlar, önceden oluşturulmuş olan hizmetin niteliği, ünitelerin sunduğu çeşitlilik, işlevsel faaliyet esnasında tüketicilere verilen hizmet haklarını kapsamaktadır. Sunulan hizmetin süresi, niteliği, uygulayıcı ve görsel kimliği ise sırası ile anayasanın maddelerini oluşturmaktadır. Tüm bunlara rağmen, hizmeti sunan ve uygulayan işletme ile hizmeti alması gereken misafir arasında meydana gelebilecek olası çatışmaların sebepleri neler olabilir, gelin hep beraber bir göz atalım.
1- İşletmenize gelen misafir, giriş işlemleri esnasında uzayan süre sonunda huzursuz olmaya başlayarak etrafında bulunan diğer tatilcilerden taraftar toplamaya çalışır.
2- Reception görevlisi tarafından yapılan giriş işlemleri esnasında çalan telefonlar veya işletim sistemindeki yavaşlık giriş işlemlerinde gecikmeye sebebiyet verebilir. Misafir bu duruma sinirlenir, tesise karşı ön yargı süreci artık başlamıştır.
3- Odasına yeni yerleşen misafir, oda temizliğinde kusurlar bularak bunu fırsata dönüştürür, bazen ise ücretsiz olarak bazı farklı ücretli hizmet talebinde bulunur.
4- Yemek içerik ve lezzetine, genel servis akışına, genel temizlik kurallarına farklı yaklaşımlarda bulunur, belki de sağlık sorunları nedeniyle doktoru tarafından tüketmesi yasaklanmış yiyecek maddeleri olmasında rağmen, sırf servis edilmediği için ısrarla talep eder.
5- Genel açık alanlarda uyulması gereken kurallara uymaz, büfelerin yemek saatlerinde oluşan kalabalığa karıştığı halde, sırasını beklemek istemez, durumdan kendine yarar sağlamanın yollarını arar. Ortalığı karışmaya kafasına koymuş, ilk fırsatını bulduğunda ''ÇUVAL DOLUSU PARA'' verdiğinden bahsetmeye başlar.
6- Oyun ve genel sosyal alanlarda başka misafirleri rahatsız edici ve davranışlarda bulunurlar, medeni bir tutumdan çok uzak bir profil çizeler. Sırf olay çıkmasın diye zaten kimsenin onları uyarma gibi bir düşünceleri yoktur.
7- Bulundukları tesisi sürekli olarak daha önceden tatillerini geçirdikleri tesis ile mukayese eder, orada yiyip içtikleri hiçbir şeyi burada bulamadıklarını iddia ederler.
8- Tesiste çalışan personeli bazen aşağılayıp onları hor görürler. Kavgacı kimliklerini ön plana çıkararak her hizmette kendilerine ayrımcılık yapılmasını isterler.
9- ''ÇUVAL DOLUSU PARA'' ödediklerini her seferinde dile getirirler ancak miktarını asla açıklamazlar.
10- Çuvalın içeriğine karşılık alması gereken hizmeti sürekli alamadıklarından yakınırlar, köfte ve etleri yerken bile gözleri yaşlı, çatık kaşları ve hüzünlüdür bakışları.
11- Kendi kişisel memnuniyetsizliklerini her seferinde tesisin sözde kötü hizmetine mal ederler. 12- Havuzda başka misafirlerin arasına atlarlar ve ''niye bana yer açmadınız'' der gibi onlara hesap sorarcasına bakarlar.
13- Özellikle çocuklu olanlar, mahdumlarını her şeyin üzerinde tutarak, olmadığı halde onların yemesi gerektiğini düşündükleri yiyecek maddelerini sorarlar.
14- Hizmet birimlerinin açılış ve kapanış saatlerine ağırlıklı olarak itiraz ederler. Burada mevcut olanlardan ziyade, olmayanların peşine düşerler. Genelde açılış öncesi ve kapanış sonrası kendilerine özel hizmet beklerler, bunu alamayınca ''BİR ÇUVAL PARA'' verdiklerini hatırlatırlar.
15- Ayakkabılarını odada bulunan yatak çarşafına veya havluya silerler, sonradan reception'a telefon ederek havlu ve çarşafın kirli olduğunu beyan ederler. 16- Mevcut hava şartlarını beğenmezler, denizin tuzlu, havanın rüzgarlı, geceleri bol sinekli olduğunu iddia ederek tesis yönetimini sorumlu tutarak ''ÇUVAL DOLUSU PARA'' verdiklerini düşünürler.
17- Kendilerine yapılmayan ayrıcalıkları başka misafirlere yapıldığını düşünürler, kendilerinin özel olduğunu düşünerek ayrıcalık yapılmasını talep ederler.
18- Çoğu zaman yoğun çalışan personeli meşgul ederek laf olsun diye onlara otelcilik derslerinden ince örnekler verirler. Dinlenilmedikleri kanaatine varırlarsa direkt o personelden her hangi bir konuda şikayetçi olurlar.
19- En ufak fırsatta diğer misafirleri örgütlemeye çalışır, adeta isyan çıkarmaya yeltenirler. Kurtlar vadisi modunda çeşitli senaryolar yazarlar.
20- Genelde tüm isteklerini doğrudan Genel Müdüre iletmek isterler. Bazen Genel Müdürün mesleğini başka bir meslek ile karıştırıp onu yemek masalarına davet ederler. Gelmediği takdirde hakkında şikayetçi olurlar.
21- Patrona ulaşmaya çalışırlar, çoğu zaman başarılı olurlar. Masalarına çağırdıkları halde gelmeyen Genel Müdürü şikayet ederler. Patron, onların yaptığı numarayı yutarsa, doğrudan otelin altın anahtarını verir kendilerine. Artık her gece patronun masasında beraber otururlar, kale içten fethedilmiştir. Herkes onlara köle olmuştur, herkesi parmağında oynatırlar. Patron her zaman bir istekleri olup olmadığını sorar, onlar ise Genel Müdür'e ''Nasıl geçirdik?'' dercesine alaycı bir şekilde gülerler. Tatillerinin sonunda patron arkalarından bir kova su döker, araba gözden kaybolduktan sonra ilk isi Genel Müdürü işten kovmak olur.
22- Özellikle bekar olanların beraberinde getirdikleri sevgilileri varsa onları kimse tutamaz, her türlü marifetlerini sergilerler. Tüm personelin kendisine köle olmasını isterler. Sevgili ise ''acımız büyük'' tarzı deniz gözlüğünü andıran büyük güneş gözlükleri ile ortalığı keser dururlar.
23- Su voleybolunu iyi bildiklerini zannederek oyun oynayan yabancı misafirlerin arasına dalar, ancak çoğu zaman boğulmalarına yakın havuz görevlileri veya oyun oynayanlar tarafından son anda kurtarılırlar. Yuttukları suyun etkisinden kurtulduktan sonra havuz görevlisine kızar ve ''nerede bu devlet...'' diye bağırırlar.
24- Gece diskosunda değişik türde dans eder, hiç denenmemiş, bazen robotiks figürleri atarlar. Yalnız ve yabancı bayanlara karşı daha değişik figür alternatifleri geliştirirler, sonunda komik olmaya başlarlar ve insanların ona güldüklerini anladıklarında mekanı acilen terk ederler.
25- Çocuk animasyon programı esnasında aniden ortaya çıkarak çocuk danslarına eşlik ederler, bazen kendi çocuklarının danslarına gururla tempo tutarlar. Kimse onların çocukları ile ilgilenmiyorsa kızarlar ama istiflerini bozmazlar.
26- Asla aldıkları tüm hizmete karşılık hiçbir zaman bahşiş vermezler.
27- Çayı ince belli bardakta, telvesi bol kahveyi fincanda severler. Hem dem hem telve iyi değilse, getiren personeli esir alırlar, sevecenlikleri tutarsa otelcilik dersi verirler, kızarlarsa yine verdikleri ''ÇUVAL DOLUSU PARA' dan'' söz ederler.
28- Paraları bittiği zaman ''Odamızda komodinin üstünde 10.000.-Dolar vardı, biz plajda iken hepsi çalınmış'' der ve ortalığı ayağa kaldırırlar. Durum araştırılırken çeşitli tutarsız ifadelerin sonucu, çoğu zaman ekstra bir akşam yemeğine razı gelerek verdikleri "ÇUVAL DOLUSU PARA'yı" taçlandırırlar. Kısaca özetlemeye çalıştığım aralarından bazılarına mizahi örnekler verdiğim misafir istekleri, genelde birçok tesiste olan olağan durumlardır. Neyin ne zaman, nasıl meydana geleceğinden habersiz hizmet veren tesis ve çalışan tüm personel bu gibi durumlara karşı her zaman hazırlıklı olmak durumundadırlar. Hizmete dayalı şikayetlerin önüne geçmek ve olmayan şeylerin yaratılamayacağını misafirlerin anlamasını sağlamak için tesisin verdiği hizmetin arkasında durmak ve bu konuda tüm çalışanların iyi organize olması gerekmektedir.
Can Bekim - G.M. - Carpe Diem Claros Hotel
MAKYOL İnşaat'tan Etiler'e 5 yıldızlı otel
İstanbul'a yeni bir 5 yıldızlı otel geliyor. Etiler'de inşaatı süren 150 milyon dolarlık otel, 2010'da tamamlanacak. MAKYOL İnşaat, bu projenin dışında İstanbul'a biri butik iki otel, Antalya'ya ise şehir oteli yapacak.
Otel projesi İstanbul'daki Mövenpick Otel'in de sahibi olan MAKYOL İnşaat'ın yeni projesi, Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve CEO'su Adnan Çebi tarafından kamuoyuna tanıtıldı. 4.5 milyar dolarlık iş hacmine sahip olan şirketin üçüncü turizm yatırımı olarak Etiler'i seçtiğini anlatan Çebi, MAKYOL İnşaat tarafından yapımı sürdürülen 'MAKYOL - Etiler Turizm Merkezi'nin 2010 yılında faaliyete geçeceğini anlattı. Dünyadaki ekonomik kriz gerçeğine rağmen, İstanbul'un bu krizden neredeyse hiç etkilenmediğini savunan Çebi, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Krize rağmen, kentte yüzde 4'lük bir büyüme gerçekleşmiştir. Ziyaretçi sayısı 7 milyonlardadır. 10 milyon turist gelmemesi için hiçbir neden yoktur. İstanbul'a güveniyoruz ve inanıyoruz. Bu projemiz bittiğinde 550 milyon dolarlık bir yatırıma ulaşmış olacağız. Önümüzdeki 5 sene içinde 3 otel projemiz gerçekleşirse, 1 milyar dolara yaklaşacağız. "
Otel projesi İstanbul'daki Mövenpick Otel'in de sahibi olan MAKYOL İnşaat'ın yeni projesi, Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve CEO'su Adnan Çebi tarafından kamuoyuna tanıtıldı. 4.5 milyar dolarlık iş hacmine sahip olan şirketin üçüncü turizm yatırımı olarak Etiler'i seçtiğini anlatan Çebi, MAKYOL İnşaat tarafından yapımı sürdürülen 'MAKYOL - Etiler Turizm Merkezi'nin 2010 yılında faaliyete geçeceğini anlattı. Dünyadaki ekonomik kriz gerçeğine rağmen, İstanbul'un bu krizden neredeyse hiç etkilenmediğini savunan Çebi, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Krize rağmen, kentte yüzde 4'lük bir büyüme gerçekleşmiştir. Ziyaretçi sayısı 7 milyonlardadır. 10 milyon turist gelmemesi için hiçbir neden yoktur. İstanbul'a güveniyoruz ve inanıyoruz. Bu projemiz bittiğinde 550 milyon dolarlık bir yatırıma ulaşmış olacağız. Önümüzdeki 5 sene içinde 3 otel projemiz gerçekleşirse, 1 milyar dolara yaklaşacağız. "
ANTALYA'YA ŞEHİR OTELİ YAPACAĞIZ
Etiler Turizm Merkezi'nin işletmesi için zincir otellerle görüştüklerini anlatan Çebi, birkaç ay içinde bu zincirin adını kamuoyuna açıklayacaklarını kaydetti. Ekonomik açıdan verimlilik sağlayacak her bölgede, özellikle şehir otelciliği alanında turizm yatırımlarına devam edeceklerini anlatan Çebi, şu bilgileri verdi:. "İstanbul'a 4. ve 5'inci oteli planlıyoruz. Bu otellerden biri tarihi yarım ada içinde olacak. Diğerini ise Maslak'ta inşa edeceğiz. Başka bir otelimizi ise Antalya'ya yapacağız. Bu otel resort yerine şehir oteli olacak. Antalya'daki tesisimiz için mevcut zincirlerden biriyle anlaşacağız."
MİMAR EMRE AROLAT ANLATIYOR
MAKYOL - Etiler Turizm Merkezi'nin taşıyacağı mimari özelliklerle İstanbul'un modern yüzü olacağını söyleyen proje mimarı Emre Arolat da, şunları söyledi: "Etiler, sosyolojik katmanların birbirine yakınlığı ve büyümenin önemli ölçüde planlanabilmiş olması sebebiyle oldukça homojen bir yapı örüntüsüne sahip. Ne son on yılda yaşanan "turistikleşme", ne de yine son döneme mahsus olan yoğun "ticarileşme", bu homojeniteyi pek bozamadı. Etiler'de yapılar birkaç yeni istisna dışında birbirlerinden büyük ölçüde ayrışmıyor. Projenin mimarisini bölgenin dokusunu bozmayacak şekilde tasarladık. Binayı inşa ederken, kentin bünyesindeki ölçeği tekrar ettik. Otel, üst üste duran üç yapı şeklinde olacak. Turizm emsal koşullarının bir getirisi olarak çevredeki yapı ölçeğini bir ölçüde değiştirse de, sözünü ettiğim homojen kontekst ile kavgalı olmayacak, aksine onu yeniden yorumlayarak içerecek ve bulunduğu ortama yabancılaşmayacak."
ÇEVRECİ PROJEDE TRİJENARASYON* SİSTEMİ BULUNUYOR
Yaklaşık 65 bin m2 brüt inşaat alanı olan otel, 260 oda ve 24 adet "Long Stay" suit ile konukların hizmetinde olacak. 'MAKYOL - Etiler Turizm Merkezi' toplantı salonları ve "Home Office" hizmet alanlarıyla da iş dünyası için bir cazibe oluşturacak. Projede ayrıca, restoranlar, "Cafe Bar Lounge", SPA merkezi, açık ve kapalı yüzme havuzu bulunuyor. 350 araçlık otopark ve yeni bağlantı yolları ulaşımı kolaylaştırıyor. Trijenarasyon* sistemi ise yapının enerji ihtiyacının büyük bir kısmını çevreci bir anlayışla karşılayacak. (Trijenerasyon, ana enerji kaynağı olarak fosil yakıtlar veya güneş enerjisinin kullanıldığı, elektrik, ısıtma ve soğutma enerjisinin üçünü aynı anda tek enerji kaynağından üreten sistemlere verilen isimdir)
TRAFİK SORUNU OLMAYACAK!
Semtin TEM otoyolu ve Fatih Sultan Mehmet köprüsü gişeler bölgesiyle sonlanan kuzey ucunda konumlanan 'MAKYOL - Etiler Turizm Merkezi' arsası, bir ucundan diğerine yaklaşık 16 metrelik kot farkı ile çeşitli seviyelerden ulaşım olanakları veriyor. Çevresindeki yolların mevcut hallerinin oluşturduğu aşırı diklik ve sıkışıklık sorunlarının, bu bölge için hazırlanan yeni güzergah planları ile giderileceği öngörülmekte. Otoyol bağlantı noktası da bu düzenleme ile rahatlayacak ve trafiğin kesintisiz bir biçimde akması sağlanacak. Adnan Çebi, proje başlamadan önce belediyeye trafiğin çözülmesi konusunda bir taahhütname verdiklerini ve önümüzdeki mayıs ayında kavşak çalışmasına başlayacaklarını aktardı.
Marriott Yeni Yatırım Fırsatları Kolluyor
Türkiye'de beş otelle faaliyet gösteren olan Marriott Grup, yeni girişimler için koları sıvadı. Mariott International Global Satış Organizasyonu Başkan Yardımcısı Samir Daqqaq, İstanbul'un özellikle 3,4 yıldız segmentinde daha fazla otole ihtiyacı olduğunu belirterek, yerel yatırımcılarla çalışmak için fırsat kolladıklarını söyledi.
Dünyada 3 bin 800 otelleri olduğunu Türkiye'de ise bu rakamın henüz istedikleri seviyede olmadığını belirten Daqqaq, "Türkiye bizim için her zaman son derece gelişmeye açık bir pazar oldu. Çünkü İstanbul önemli bir stratejik öneme sahip. İstanbul insanları kendine çekmek için her türlü donanımı olan mıknatıs gibi bir şehir. Burada daha fazla yerel yatırımcılarla çalışmak istiyoruz. Görüşmelerimiz devam ediyor" diye konuştu.
Yatırımcılarla görüşüyoruz
Türk yatırımcılarla sürekli irtibat halinde olduklarını söyleyen Daqqaq, yatırımlar için en kritik konunun otelin açılacağı lokasyon meselesi olduğunu söyledi. Yerin bulunmasından sonra belli standartların oturması için kendilerinin devreye girdiğini, daha sonra ise yerel yatırımcıya teslim ettiklerini belirten Daqqaq, Türkiye'nin ve özellikle İstanbul'un uluslararası arenada her geçen gün daha ilgi çekici bir destinasyon haline geldiğini belirtti.
İngilizce bilen personelin artmasının ve trafik sorunun çözülmesinin ardından İstanbul'un çok daha geniş bir coğraftadan turist çekeceğine inandığını söyleyen Daqqaq, "Buraya körfezden gelen turist kalabalık ailesiyle birlikte geliyor, para harcamaktan çekinmiyor. Avrupalı ise yalnız veya çekirdek aileyle seyahati seçiyor" dedi.
Türkiye'de beş otelle faaliyet gösteren grubun henüz istediği sayıya ulaşamadığını aktaran Daqqaq özellikle büyük şehirlerdeki varlıklarını daha fazla artırmak istediklerini kaydetti ve ekledi: "Türkiye'de her bölgede var olmak istiyoruz. İzmir, Ankara, daha fazla İstanbul merkezde olmak istiyoruz. İstanbul'un özellikle 3, 4 yıldız segmentinde daha fazla otele ihtyiacı var."
İstanbul'da uzun süre kalan iş adamları için Mariot Executive Apartments projesini geliştirdiklerini aktaran Daqqaq, "Buraya gelip 3-5 ay kalmak isteyen yöneticiler için çok kapsamlı bir iş. Yer bakıyoruz bunun için. Ayrıca evden uzakta ev (home away home) konsepti olan Residence Inn projesini de buraya getirmek istiyoruz" açıklamasını yaptı.
Mariott Grubu'nun 8 tanesi Avrupa'da olmak üzere toplam 15 markası bulunuyor. Aralarında Ritz Carlton, Courtyard by Mariott, Residence Inn, Farifiled Inn gibi markaların olduğu Mariott Grup dünyada 67 ülkede faaliyet gösteriyor.
Dünyada 3 bin 800 otelleri olduğunu Türkiye'de ise bu rakamın henüz istedikleri seviyede olmadığını belirten Daqqaq, "Türkiye bizim için her zaman son derece gelişmeye açık bir pazar oldu. Çünkü İstanbul önemli bir stratejik öneme sahip. İstanbul insanları kendine çekmek için her türlü donanımı olan mıknatıs gibi bir şehir. Burada daha fazla yerel yatırımcılarla çalışmak istiyoruz. Görüşmelerimiz devam ediyor" diye konuştu.
Yatırımcılarla görüşüyoruz
Türk yatırımcılarla sürekli irtibat halinde olduklarını söyleyen Daqqaq, yatırımlar için en kritik konunun otelin açılacağı lokasyon meselesi olduğunu söyledi. Yerin bulunmasından sonra belli standartların oturması için kendilerinin devreye girdiğini, daha sonra ise yerel yatırımcıya teslim ettiklerini belirten Daqqaq, Türkiye'nin ve özellikle İstanbul'un uluslararası arenada her geçen gün daha ilgi çekici bir destinasyon haline geldiğini belirtti.
İngilizce bilen personelin artmasının ve trafik sorunun çözülmesinin ardından İstanbul'un çok daha geniş bir coğraftadan turist çekeceğine inandığını söyleyen Daqqaq, "Buraya körfezden gelen turist kalabalık ailesiyle birlikte geliyor, para harcamaktan çekinmiyor. Avrupalı ise yalnız veya çekirdek aileyle seyahati seçiyor" dedi.
Türkiye'de beş otelle faaliyet gösteren grubun henüz istediği sayıya ulaşamadığını aktaran Daqqaq özellikle büyük şehirlerdeki varlıklarını daha fazla artırmak istediklerini kaydetti ve ekledi: "Türkiye'de her bölgede var olmak istiyoruz. İzmir, Ankara, daha fazla İstanbul merkezde olmak istiyoruz. İstanbul'un özellikle 3, 4 yıldız segmentinde daha fazla otele ihtyiacı var."
İstanbul'da uzun süre kalan iş adamları için Mariot Executive Apartments projesini geliştirdiklerini aktaran Daqqaq, "Buraya gelip 3-5 ay kalmak isteyen yöneticiler için çok kapsamlı bir iş. Yer bakıyoruz bunun için. Ayrıca evden uzakta ev (home away home) konsepti olan Residence Inn projesini de buraya getirmek istiyoruz" açıklamasını yaptı.
Mariott Grubu'nun 8 tanesi Avrupa'da olmak üzere toplam 15 markası bulunuyor. Aralarında Ritz Carlton, Courtyard by Mariott, Residence Inn, Farifiled Inn gibi markaların olduğu Mariott Grup dünyada 67 ülkede faaliyet gösteriyor.
İşyerinde Yapılan Sekiz Kusurlu Hareket
İşyerinde yapılan sekiz kusurlu hareket
Hala neden terfi edemediğiniz konusunda kafa karışıklığı yaşıyorsanız, siz de çalışanların sık yaptığı sekiz kusurlu hareketten birini yapıyor olabilirsiniz
Hala neden terfi edemediğiniz konusunda kafa karışıklığı yaşıyorsanız, siz de çalışanların sık yaptığı sekiz kusurlu hareketten birini yapıyor olabilirsiniz
Belirlediğiniz kariyer hedefleri hala çok mu uzakta? Eğer iş yerinde bir üst lige geçmenin yolunu hala bulamadıysanız iş yaşamına biraz daha farklı bakmanın zamanı gelmiş olabilir. Farkında olmadan yapılan bazı davranışlar kariyerinizi sekteye uğratabilir. İK portalı YahooHot Jobs çalışanların yaptığı sekiz kusurlu hareketi sıraladı. İşte size terfi kapılarının açık kalması için iş yaşamında yapmamanız gereken sekiz temel kural…
Yanlış planlama: Eğer mesainizin ilk saatlerini gün içinde ne yapacağınızı planlayarak geçiriyorsanız hata ediyorsunuz. Çünkü bu durum güne hazırlıksız başlamanıza neden olur. Özellikle satış ve pazarlama alanında çalışanlarda ciddi bir iş kaybına neden olan bu alışkanlık değil terfi işten kovulmaya kadar gidebilir. Uzmanlar çalışanların ertesi gün ne yapacağını bir gün öncesinden mesai bitimine yakın planlamasının hem iş akışı hem de verimi açısından daha doğru olduğunu belirtiyor…
Gelen tüm e-postaları zaman geçirmeden cevaplamak: Gelen tüm e-postaları anında cevaplamanın sizi iş ortaklarınızla yakınlaştırdığını düşünebilirsiniz. Ancak tüm mesaiyi yazışmalar için harcamak iş verimizi ciddi ölçüde düşürebilir. Bu nedenle e-postaları önem sırasına ve aciliyetine göre cevaplamak sizi daha verimli çalışacak hala getirebilir.
Evde çalışmak: Evde çalışmak birçok çalışan için daha verimli olabilir. Ancak bu alışkanlığı edinmeden önce kendinize çalışacak ortam hazırlamanız gerektiğini unutmayın. Çocuklar, ev işleri ve diğer dikkat dağıtıcı unsurlara takılmak başarıdan çok zarar getirebilir. Evde çalıştığınız dönemde verdiğiniz işlerdeki hata sayısının artması ise patronunuzun gözünde yeterli çalışmadığınız imajı yaratacaktır.
Özel hayatınızı iş hayatınızın önüne koymak: Herkesin zaman zaman hayatında işinin önüne geçebilecek öncelikleri olabilir. Ancak bunları alışkanlık haline getirmek bir süre sonra patronunuzun gözünde önemini ve gerçekliğini yitirecektir.
Geç kalmak: Toplantılara 5 ila 10 dakika geç kalmak özellikle büyük şehirlerde anlaşılabilecek bir olgudur. Ancak bunu düzenli hale getirmek hem bahanelerinizi hem de patronunuzun sabrını tüketir.
Sağlığa ve kişisel hijyene dikkat etmemek: İK danışmanı Leslie G. Griffen’e göre pek çok şirket yeterince banyo yapmadığını düşündüğü çalışanlarına bu durumu açıklamak için danışmanlar tutuyor. İş yaşamında görüntünün ve imajın ne kadar önemli olduğunu düşünürseniz, sağlıksız ve pis görüntüyle terfi etmeniz neredeyse imkânsız.
Yaptığı işi önemsememek: Pek çok insan işini yalnızca para kazanma aracı olarak görür. Kişinin kendini işle özleştirmemesi ve mesleğinin bir temsilcisi olarak görmemesi iş kalitesini düşüreceği gibi şirket yetkililerinin gözündeki imajını da olumsuz yönde etkileyecektir.
Uygunsuz mizah kullanma: Mesai arkadaşlarımızla çoğu zaman aynı espri anlayışına sahip olmayız. Bu nedenle yapılan esprilerin yahut şakaların takdir edilmesi biraz zordur. Bu nedenle iş yerinde din, ırk ve siyaset gibi konularda şaka yapmak tatsız sonuçlara yol açabilir.
Yanlış planlama: Eğer mesainizin ilk saatlerini gün içinde ne yapacağınızı planlayarak geçiriyorsanız hata ediyorsunuz. Çünkü bu durum güne hazırlıksız başlamanıza neden olur. Özellikle satış ve pazarlama alanında çalışanlarda ciddi bir iş kaybına neden olan bu alışkanlık değil terfi işten kovulmaya kadar gidebilir. Uzmanlar çalışanların ertesi gün ne yapacağını bir gün öncesinden mesai bitimine yakın planlamasının hem iş akışı hem de verimi açısından daha doğru olduğunu belirtiyor…
Gelen tüm e-postaları zaman geçirmeden cevaplamak: Gelen tüm e-postaları anında cevaplamanın sizi iş ortaklarınızla yakınlaştırdığını düşünebilirsiniz. Ancak tüm mesaiyi yazışmalar için harcamak iş verimizi ciddi ölçüde düşürebilir. Bu nedenle e-postaları önem sırasına ve aciliyetine göre cevaplamak sizi daha verimli çalışacak hala getirebilir.
Evde çalışmak: Evde çalışmak birçok çalışan için daha verimli olabilir. Ancak bu alışkanlığı edinmeden önce kendinize çalışacak ortam hazırlamanız gerektiğini unutmayın. Çocuklar, ev işleri ve diğer dikkat dağıtıcı unsurlara takılmak başarıdan çok zarar getirebilir. Evde çalıştığınız dönemde verdiğiniz işlerdeki hata sayısının artması ise patronunuzun gözünde yeterli çalışmadığınız imajı yaratacaktır.
Özel hayatınızı iş hayatınızın önüne koymak: Herkesin zaman zaman hayatında işinin önüne geçebilecek öncelikleri olabilir. Ancak bunları alışkanlık haline getirmek bir süre sonra patronunuzun gözünde önemini ve gerçekliğini yitirecektir.
Geç kalmak: Toplantılara 5 ila 10 dakika geç kalmak özellikle büyük şehirlerde anlaşılabilecek bir olgudur. Ancak bunu düzenli hale getirmek hem bahanelerinizi hem de patronunuzun sabrını tüketir.
Sağlığa ve kişisel hijyene dikkat etmemek: İK danışmanı Leslie G. Griffen’e göre pek çok şirket yeterince banyo yapmadığını düşündüğü çalışanlarına bu durumu açıklamak için danışmanlar tutuyor. İş yaşamında görüntünün ve imajın ne kadar önemli olduğunu düşünürseniz, sağlıksız ve pis görüntüyle terfi etmeniz neredeyse imkânsız.
Yaptığı işi önemsememek: Pek çok insan işini yalnızca para kazanma aracı olarak görür. Kişinin kendini işle özleştirmemesi ve mesleğinin bir temsilcisi olarak görmemesi iş kalitesini düşüreceği gibi şirket yetkililerinin gözündeki imajını da olumsuz yönde etkileyecektir.
Uygunsuz mizah kullanma: Mesai arkadaşlarımızla çoğu zaman aynı espri anlayışına sahip olmayız. Bu nedenle yapılan esprilerin yahut şakaların takdir edilmesi biraz zordur. Bu nedenle iş yerinde din, ırk ve siyaset gibi konularda şaka yapmak tatsız sonuçlara yol açabilir.
İpek ALPKÖKİN ipek.alpkokin@sabah.com.tr
Salgın alarmı turizmde iptal endişesi yarattı
Bilkent BUPS İlköğretim Okulu'nda görülen domuz gribi, tedirginliği artırdı. Uzmanların, hastalığın ciddi risk teşkil etmediği yönündeki değerlendirmelerine karşın Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın "Aşı yapılmazsa 5300 kişi, yapılırsa 400 kişi hayatını kaybeder" açıklaması okullar, oteller ve diğer toplu yaşam alanlarını önlem almaya itti. Akdağ'ın açıklamaları, turizmde rezervasyon iptallerine neden olabileceği gerekçesiyle sektörde tepkilere de neden oldu.
Her yıl binlerce kişiyi işletmelerinde ağırlayan konaklama sektörü domuz gribine karşı bilgilendirme toplantıları düzenleme kararı aldı. Türkiye Otelciler Federasyonu (TÜROFED) Türkiye genelinde 12 noktada düzenleyeceği, "Domuz gribi bilgilendirme toplantıları"na 20 Ekim'de Bursa'da başlıyor. Profesyonel hijyen ürünleri uzmanı JohnsonDiversey işbirliğiyle organize edilen toplantılar 12 Kasım'da Ankara'da sona erecek.
TÜROFED'den yapılan açıklamada, otellerin, farklı coğrafyalardan, yaşama kültürleri ve alışkanlıkları farklı insanların bir araya geldikleri mekânlar olmaları nedeniyle domuz gribinin yayılmasını kolaylaştıran bir atmosfer sunduğuna dikkat çekildi.
Turizmci rezervasyon iptallerinden korkuyor
Baracuda Tours Yönetim Kurulu Başkanı Cem Polatoğlu, Akdağ'ın açıklamalarının İtalyan acenteleri tarafından yayımlandığına dikkat çekerek Türkiye aleyhinde adeta bir reklam kampanyası oluşturulduğunu söyledi. Türkiye'ye tatil yapmaya gelecek turistlerin bu açıklamadan sonra iki kere düşüneceğini vurgulayan Polatoğlu, "Rezervasyon iptallerinden korkuyoruz" diye konuştu.
Club İremtur Yönetim Kurulu Başkanı Sadettin Ulubay da Sağlık Bakanı Akdağ'ın açıklamalarını talihsizlik olarak nitelendirerek şunları söyledi: "Domuz gribi dünyanın problemi. Ancak hiçbir ülkenin bakanı çıkıp böyle bir açıklama yapmıyor. Herkes önlem alma yoluna gidiyor. Şimdilik rezervasyon iptali yok ama ilerisi için olabilir. Bakanın konuşmalarını rakip ülkeler koz olarak kullanacaktır."
Suyu akmayan MEB okulları risk altında
Milli Eğitim Bakanlığı'na (MEB) bağlı pek çok okulda maddi yetersizlikler nedeniyle hijyen koşulunun sağlanamadığına dikkat çeken Eğitim-Sen Genel Sekreteri Mehmet Bozgeyik, konu hakkında bir an önce önlem alınması gerektiğini söyledi. Başta Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerindeki okullar olmak üzere pek çok okulda 60-70 kişilik sınıflarda eğitim verildiğini kaydeden Bozgeyik, "Eğer domuz gribi salgını olursa okullarımız ciddi risk alır. Gribin havayla bulaştığı belirtiliyor. Dört öğrencinin aynı sırada oturduğu okullarda her türlü hastalık görülür. Bunun için MEB'nin hizmetli kadrosunu artırması lazım ve aşının bir an önce uygulanması gerekiyor" uyarısında bulundu.
Uzmanlar 'Paniğe gerek yok' diyor
Uzmanlar ise domuz gribi paniğinin "abartıldığı" kadar tehlikeli olmadığı görüşünde. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, olağan grip vakalarında ölüm oranlarının yüzde 1 olduğunu, domuz gribinde ise bu oranın binde 1'le sınırlı kaldığını söyledi. Hastalığın herhangi bir tedavi gerektirmediğini savunan Küçükusta, "Hastalığa yakalananlar evlerinde istirahat edip ateş geçtikten 24 saat sonra topluma karışabilir. Ayrıca bu virüsün tedavisinde kullanılması düşünülen domuz gribi aşısının da henüz ne derece etkili olduğu, yan etkilerinin olup olmadığı belli değil" dedi.
Domuz gribinin başlayacağı bilgisinin Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından yıllar önce açıklandığını vurgulayan İstanbul Üniversitesi'nden Prof. Dr. Haluk Eraksoy ise Türkiye ve dünyada domuz gribinin yayılımı ve hastalıklara karşı alınacak önlemlerin de 2006 yılında kitaplaştırıldığını söyledi. Bakan Akdağ'ın açıklamalarının WHO'nun raporuna dayandığını ifade eden Eraksoy, en büyük riskin virüsün mutasyona uğraması olduğunu ifade etti.
Domuz gribinin insandan insana diğer grip türleri gibi hava yoluyla ve temasla bulaşabileceğine dikkat çeken Toplum Sağlığı Araştırma ve Geliştirme Merkezi Başkanı Prof. Dr. Nazmi Zengin, önlem olarak yüksek riskli ortamlarda maske kullanılabileceğini söyledi.
Halkın yüzde 77'si aşının yolunu gözlüyor
Nielsen araştırma şirketininyaptırdığı bir araştırma, Türkiye'de domuz gribine karşı bir bilinç oluştuğunu ortaya koydu. Araştırmaya göre Türkiye'de domuz gribinin bilinme oranı yüzde 91. Domuz gribini bilenlerin yüzde 14'ü hastalığın nasıl bulaştığını bilmiyor. Hastalığı bilenlere korunma yolları sorulduğunda ise çoğunluğu (%59) "hijyen/ellerin sabun ya da alkol içerikli kimyasallarla yıkanması" cevabını veriyor. Hastalığı bilenlerin dörtte üçünden fazlası (%77) domuz gribinden korunmak için bir aşı geliştirilirse bu aşıyı yaptırmak isteyeceklerini belirtiyor.
Her yıl binlerce kişiyi işletmelerinde ağırlayan konaklama sektörü domuz gribine karşı bilgilendirme toplantıları düzenleme kararı aldı. Türkiye Otelciler Federasyonu (TÜROFED) Türkiye genelinde 12 noktada düzenleyeceği, "Domuz gribi bilgilendirme toplantıları"na 20 Ekim'de Bursa'da başlıyor. Profesyonel hijyen ürünleri uzmanı JohnsonDiversey işbirliğiyle organize edilen toplantılar 12 Kasım'da Ankara'da sona erecek.
TÜROFED'den yapılan açıklamada, otellerin, farklı coğrafyalardan, yaşama kültürleri ve alışkanlıkları farklı insanların bir araya geldikleri mekânlar olmaları nedeniyle domuz gribinin yayılmasını kolaylaştıran bir atmosfer sunduğuna dikkat çekildi.
Turizmci rezervasyon iptallerinden korkuyor
Baracuda Tours Yönetim Kurulu Başkanı Cem Polatoğlu, Akdağ'ın açıklamalarının İtalyan acenteleri tarafından yayımlandığına dikkat çekerek Türkiye aleyhinde adeta bir reklam kampanyası oluşturulduğunu söyledi. Türkiye'ye tatil yapmaya gelecek turistlerin bu açıklamadan sonra iki kere düşüneceğini vurgulayan Polatoğlu, "Rezervasyon iptallerinden korkuyoruz" diye konuştu.
Club İremtur Yönetim Kurulu Başkanı Sadettin Ulubay da Sağlık Bakanı Akdağ'ın açıklamalarını talihsizlik olarak nitelendirerek şunları söyledi: "Domuz gribi dünyanın problemi. Ancak hiçbir ülkenin bakanı çıkıp böyle bir açıklama yapmıyor. Herkes önlem alma yoluna gidiyor. Şimdilik rezervasyon iptali yok ama ilerisi için olabilir. Bakanın konuşmalarını rakip ülkeler koz olarak kullanacaktır."
Suyu akmayan MEB okulları risk altında
Milli Eğitim Bakanlığı'na (MEB) bağlı pek çok okulda maddi yetersizlikler nedeniyle hijyen koşulunun sağlanamadığına dikkat çeken Eğitim-Sen Genel Sekreteri Mehmet Bozgeyik, konu hakkında bir an önce önlem alınması gerektiğini söyledi. Başta Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerindeki okullar olmak üzere pek çok okulda 60-70 kişilik sınıflarda eğitim verildiğini kaydeden Bozgeyik, "Eğer domuz gribi salgını olursa okullarımız ciddi risk alır. Gribin havayla bulaştığı belirtiliyor. Dört öğrencinin aynı sırada oturduğu okullarda her türlü hastalık görülür. Bunun için MEB'nin hizmetli kadrosunu artırması lazım ve aşının bir an önce uygulanması gerekiyor" uyarısında bulundu.
Uzmanlar 'Paniğe gerek yok' diyor
Uzmanlar ise domuz gribi paniğinin "abartıldığı" kadar tehlikeli olmadığı görüşünde. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, olağan grip vakalarında ölüm oranlarının yüzde 1 olduğunu, domuz gribinde ise bu oranın binde 1'le sınırlı kaldığını söyledi. Hastalığın herhangi bir tedavi gerektirmediğini savunan Küçükusta, "Hastalığa yakalananlar evlerinde istirahat edip ateş geçtikten 24 saat sonra topluma karışabilir. Ayrıca bu virüsün tedavisinde kullanılması düşünülen domuz gribi aşısının da henüz ne derece etkili olduğu, yan etkilerinin olup olmadığı belli değil" dedi.
Domuz gribinin başlayacağı bilgisinin Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından yıllar önce açıklandığını vurgulayan İstanbul Üniversitesi'nden Prof. Dr. Haluk Eraksoy ise Türkiye ve dünyada domuz gribinin yayılımı ve hastalıklara karşı alınacak önlemlerin de 2006 yılında kitaplaştırıldığını söyledi. Bakan Akdağ'ın açıklamalarının WHO'nun raporuna dayandığını ifade eden Eraksoy, en büyük riskin virüsün mutasyona uğraması olduğunu ifade etti.
Domuz gribinin insandan insana diğer grip türleri gibi hava yoluyla ve temasla bulaşabileceğine dikkat çeken Toplum Sağlığı Araştırma ve Geliştirme Merkezi Başkanı Prof. Dr. Nazmi Zengin, önlem olarak yüksek riskli ortamlarda maske kullanılabileceğini söyledi.
Halkın yüzde 77'si aşının yolunu gözlüyor
Nielsen araştırma şirketininyaptırdığı bir araştırma, Türkiye'de domuz gribine karşı bir bilinç oluştuğunu ortaya koydu. Araştırmaya göre Türkiye'de domuz gribinin bilinme oranı yüzde 91. Domuz gribini bilenlerin yüzde 14'ü hastalığın nasıl bulaştığını bilmiyor. Hastalığı bilenlere korunma yolları sorulduğunda ise çoğunluğu (%59) "hijyen/ellerin sabun ya da alkol içerikli kimyasallarla yıkanması" cevabını veriyor. Hastalığı bilenlerin dörtte üçünden fazlası (%77) domuz gribinden korunmak için bir aşı geliştirilirse bu aşıyı yaptırmak isteyeceklerini belirtiyor.
Turizm geliri geçen yıla göre yüzde 4,6 azaldı
Türkiye'nin turizm geliri bu yılın Temmuz-Ağustos-Eylül döneminde, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 4,6 geriledi. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2009 yılının Üçüncü Dönem Turizm İstatistikleri sonuçlarını açıkladı. Çıkış Yapan Ziyaretçiler Anketi sonuçlarına göre, 2009 yılı 3. dönem turizm geliri, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 4,6 oranında azalarak 9 milyar 526 milyon 319 bin 833 dolar oldu. Turizm gelirinin, 7 milyar 40 milyon 705 bin 418 doları yabancı ziyaretçilerden, 2 milyar 485 milyon 614 bin 415 doları ise yurt dışında ikamet eden vatandaşların ziyaretlerinden elde edildi. Ziyaretçiler seyahatlerini kişisel olarak veya paket tur ile gerçekleştirdiler. Turizm gelirinin 7 milyar 652 milyon 89 bin 579 doları kişisel, 1 milyar 874 milyon 230 bin 254 doları ise paket tur harcamalarından oluştu. Temmuz, Ağustos, Eylül aylarından oluşan 3. dönemde, en yüksek turizm geliri 3 milyar 813 milyon 819 bin 77 dolar ile Ağustos ayında gerçekleşti. Temmuz ayında 2 milyar 906 milyon 792 bin 509 dolar, Eylül ayında ise 2 milyar 805 milyon 708 bin 246 dolar gelir elde edildi. Temmuz-Eylül döneminde kişi başı ortalama harcama yabancılarda 608 dolar, vatandaşlarda ise 1168 dolar oldu. Çıkış yapan ziyaretçi sayısı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 2,6 arttı. Temmuz, Ağustos, Eylül aylarında toplam çıkış yapan ziyaretçi sayısı 13 milyon 698 bin 655 kişi olarak belirlendi. Bunun 11 milyon 570 bin 609 kişisini yabancı ziyaretçi, 2 milyon 128 bin 46 kişisi ise yurt dışında ikamet eden vatandaşlardan oluştu. 3. dönemde en fazla ziyaretçi 5 milyon 491 bin 275 kişi ile Ağustos ayında gerçekleşti. Temmuz ayında 4 milyon 218 bin 369, Eylül ayında ise 3 milyon 989 bin 11 kişi Türkiye'yi ziyaret etti.
Türkiye'nin turizm gideri geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 38,3 arttı. Giriş Yapan Vatandaş Ziyaretçiler Anketi sonuçlarına göre, 2009 yılı 3. dönem turizm gideri, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 38,3 oranında artarak, 1 milyar 97 milyon 92 bin 274 dolar oldu. Bunun 1 milyar 31 milyon 249 doları kişisel, 66 milyon 92 bin 25 doları ise paket tur harcamalardan oluştu.
3. dönemde en yüksek turizm gideri 460 milyon 697 bin 12 dolar ile Temmuz ayında gerçekleşirken, Ağustosta 329 milyon 229 bin 786 dolar, Eylül ayında ise 307 milyon 165 bin 477 dolar turizm gideri gerçekleşti. Temmuz - Eylül döneminde kişi başına ortalama harcama 720 dolar olarak belirlendi. Çıkış Yapan Ziyaretçiler Anketi ile ziyaretçi profili, gezi karakteristikleri ve Türkiye'nin turizm geliri tahmin ediliyor. Anket, yabancı ziyaretçiler ile yurt dışında ikamet eden vatandaş ziyaretçilere uygulanıyor. Giriş Yapan Vatandaş Ziyaretçiler Anketi ile ise yurt içinde ikamet edip başka ülkeleri ziyaret eden vatandaşların profili, gezi karakteristikleri ve Türkiye'nin turizm gideri tahmin ediliyor.
Türkiye'nin turizm gideri geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 38,3 arttı. Giriş Yapan Vatandaş Ziyaretçiler Anketi sonuçlarına göre, 2009 yılı 3. dönem turizm gideri, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 38,3 oranında artarak, 1 milyar 97 milyon 92 bin 274 dolar oldu. Bunun 1 milyar 31 milyon 249 doları kişisel, 66 milyon 92 bin 25 doları ise paket tur harcamalardan oluştu.
3. dönemde en yüksek turizm gideri 460 milyon 697 bin 12 dolar ile Temmuz ayında gerçekleşirken, Ağustosta 329 milyon 229 bin 786 dolar, Eylül ayında ise 307 milyon 165 bin 477 dolar turizm gideri gerçekleşti. Temmuz - Eylül döneminde kişi başına ortalama harcama 720 dolar olarak belirlendi. Çıkış Yapan Ziyaretçiler Anketi ile ziyaretçi profili, gezi karakteristikleri ve Türkiye'nin turizm geliri tahmin ediliyor. Anket, yabancı ziyaretçiler ile yurt dışında ikamet eden vatandaş ziyaretçilere uygulanıyor. Giriş Yapan Vatandaş Ziyaretçiler Anketi ile ise yurt içinde ikamet edip başka ülkeleri ziyaret eden vatandaşların profili, gezi karakteristikleri ve Türkiye'nin turizm gideri tahmin ediliyor.
Nasıl Bir Lidersiniz?
Uluslararası Danışmanlık şirketi Mind Gym, cesur liderlerin yedi temel özelliğini saptadı. Peki siz nasıl bir lidersiniz? 10 dakikanızı ayırarak kendi ‘liderlik haritanızı’ çıkartın. Giderek etkisini artıran global kriz nedeniyle liderler adeta mercek altına alınmış durumda. Şu anda içinde bulunduğumuz ortamın bir benzeri 1930’lı yıllarda yaşanmıştı. Kimilerine göre bugünün krizi, 1930’larınkinden bile daha derin ve tehlikeli. Bu yüzden de bugünün liderlerinin hiçbiri, bu ölçekte bir krizi yönetmek konusunda tecrübeli değil. Hal böyle olunca da her yaştan, farklı kondisyon seviyelerindeki koşucuların eşit şansa sahip olduğu bir maratonun henüz başında gibiyiz. Her seviyede, yaşta, pozisyonda liderin; yeteneklerini, vizyonunu, yetkinlikleri ‘konuşturma’da eşit şansı var. Bu yüzden de dünyanın gözü, haklı olarak liderlerin üstünde. En ufak aksiliğin faturası da, en önemsiz başarının övgüsü de liderlerin hanesine yazılacağı bir dönemden geçiyoruz. Hem siyasetin hem ekonominin hem iş dünyasının hem de sosyal ve sivil ihtiyaçların liderleri yeniden belirlenecek. Bu yüzden de “kriz yönetimi”, “krizden çıkış” yine mikro ve makro düzeydeki liderlerin performansına bağlı. İngiltere ve Amerika’nın önemli danışmanlık şirketlerinden Mind Gym, zor zamanlardaki performanslara, dönüştürücü liderlik örneklerine ve psikoloji biliminin son dönem araştırmalarına dayanarak cesur liderlerin yedi temel özelliğini saptadı: 1. Orijinallik: İçinde bulunduğunuz durumu kendi bakış açınız ve algılayışınızla doğru ve içten bir biçimde anlatabilmek. 2. Umut: Geleceğe bakarak doğru bir resim çizmek ve içinde barındırdığı olumlu noktaları saptayabilmek.3. Israrcılık: Her türlü engele rağmen başladığınız işi bitirebilmek. 4. Cesaret: İçinizdeki endişe ve korkulara rağmen yapılması gerekeni gerçekleştirme gücü. 5. Canlılık: İlgili, heyecanlı, şevk sahibi bir ruh hali. 6. Merak: Zorlu engellere, orijinal ve yetkin çözümler üretebilmek. 7. Alçak gönüllülük: İnsanın kendi güçlü ve zayıf yönlerini dürüstlükle görebilmesi. Araştırmalar gösteriyor ki bir CEO’nun şöhreti ne kadar yüksekse iş performansı o kadar düşük oluyor.SİZE EN ÇOK UYAN SEÇENEĞİ İŞARETLEYİNSiz de, dünyayı geleceğe taşıyacak makro ve mikro liderlerden biri olarak bu yedi yetkinlik açısından kendinizi değerlendirebilirsiniz. 10 dakikanızı ayırarak cevaplayacağınız sorular, güçlü ve zayıf yönlerinizin farkına varmanızı sağlayacak. Şunla gurur duyarım:A. Kim ve ne olduğumu abartmamaklaB. Projelerimi sonlandırmaklaKarşılaşılan zorluklarda şuna ihtiyaç vardır:C. Birinin yol göstermesineD. Farklı bir perspektifeŞunla tanınırımE. Başarılabileceğini düşündüğüm büyük hedefler koymaklaF. Diğerleri kaybettiğinde serin kanlılığımı korumamlaBenimle çalışanlar şundan keyif alıyor gözüküyorlarG. Çabalarının altını çizmemdenA. Açık sözlülüğümdenGenelde şuna eğilimliyimdirB. Başladığım şeyi bitirmeyeC. Fikrimi söylemeyeBir lider olarakD. BecerikliyimdirE. İleriyi düşünürümŞu özelliğimle tanınırımF. HeyecanımlaG. Diğerlerine projeksiyon vermemleMüzakerelerimin ana özelliği şudurA. GüvenC. CesaretBenB. ÇalışkanımD. YenilikçiyimŞundan sakınırımC. Riskler yüksekken çekingen davranmakE. Hataların üzerinde durmakŞunla tanınırımD. Normlardan sakınmakF. Kalkıp gitmekŞu konuda marifetliyimA. Hedefe doğru yol almakD. Farklı fikir fırtınaları yapmakBaşarılarım çoğunlukla ..... kaynaklanırB. Ne kadar zor olursa olsun doğru yol almaktanE. Pembe düşünmektenŞunla tanınırımC. Problemin sadece adını koyarımF. Kriz anında sakin dururumŞundan sakınırımD. Gelenekçi çizgide düşünmektenG. Başarılarımla övünmektenDiğerleriyle uğraşırken şuna özen gösteririmA. Samimi olmayaE. Cesaret verici olmayaBenB. KararlıyımF. DinamiğimBirlikte çalıştığım insanlar benden şunu beklerC. Sonuçları değecekse büyük riskler almamıG. Grup işinde payıma düşeni almamıNadirenA. KurnazımF. Yorgun hissederimŞuna eğilimliyimdirB. İhtiyacım olduğunda dayanma gücümü toparlamayaG. Herkesin katkısını hatırlamayaİş yaklaşımımı en iyi şu tanımlar:E. İnatçıG. KapsayıcıSonuçlar:En çok ve en az hangi harfleri işaretlediğinize bakın. ‘En çok’ olan güçlü yönünüze, ‘en az’ olan zayıf tarafınıza işaret eder:A – GÜVENİLİRLİKB – ISRARCILIKC - CESARETD - MERAKE - UMUTF – YAŞAM GÜCÜG - ALÇAKGÖNÜLLÜLÜKSonuçlar:Bir lider olarak yüksek skor sizin için ne ifade ediyor?- Eğer en büyük gücünüz GÜVENİLİRLİKSE gerçeklerden çekinecek bir kişi değilsiniz. Gerçekten inandığınız, düşündüğünüz ve hissettiğiniz şeyi, bunun doğru karşılanmayacağını bilseniz dahi ifade etme cesaretiniz var. Sonuç olarak diğerleri sizi sorumluluk sahibi, davranışlarını inandığı gibi düzenleyen bir lider olarak görür. Çünkü siz, ne söylerseniz onu yaparsınız. Diğerleri de bu yüzden değerlerinizin samimiyetine inanır ve sizi, ‘yolundan gitmeye değer’ bir lider olarak kabul eder.- Eğer ISRAR en büyük gücünüzse başladığınız şeyi bitirirsiniz. Zor projelerin altına elinizi koyacak ve onları sonuçlandıracak gücünüz vardır. İnsanlar, ne söylüyorsanız onu hatta bazen daha da fazlasını yapacağınıza inanırlar. Ama asla daha azını yapacağınızı aklılarına getirmezler. Zorluklar, güçlükler ya da cesaret kırıcı şeylerle karşılaştığınız da asla sendelemezsiniz. Diğerleri de sizin gücünüzden cesaret alır. Çünkü ısrarcı tutumunuz sizi başarıya götürecektir. Lideri olduğunuz kişiler de sizinle çalışmanın sonuçlarına güvenecekler ve size sıkı sıkıya bağlı olacaklardır.- Eğer CESARET en büyük gücünüzse, meydan okumaktan, riskten ve zorluklardan asla kaçmazsınız. Tehlikeli durumlardan sizi uzak tutan bir içgüdünüz vardır ve bu sayede doğru adımları daha iyi tespit edebilirsiniz. İnsanlar özellikle riskin yüksek olduğu durumlarda lider olarak cesaretinize güvenirler. Eğer tehlikeyi göze almazsanız hiçbir şey kazanamazsınız. Bu, korku rüzgarında “tedbiri elden bırakmak” demek değildir. Öncelikle tehlikeleri ve bunlarla başa çıkabileceğinizi görür sonra da korkulara rağmen harekete geçecek güveni kendinizde hissedersiniz. - Eğer MERAK en büyük gücünüzse roman yazmakta, şaşırtıcı ve sıra dışı fikirler üretmekte başarılısınız demektir. Yeni fırsatlar yaratmak ya da zor problemlerle baş başa kalmak gibi durumlarda, insanlar sizin düşünce gücünüze itibar eder. Belirsizliklerin olduğu yerde pek çok şeye açıksınızdır. Takımınızdakilere geniş bir alan yaratırsınız farklı yaklaşımlara, bakış açılarına ve metotlara izin verirsiniz. Tecrübe ve bilgiye olan arzunuz size hep yeni olanın peşinden gitme gücü verecektir. Bir lider olarak “imkansız” diye bir şeyin olmadığı, heyecanlı ve dinamik bir ortam yaratırsınız.- Eğer UMUT en büyük gücünüzse, geleceğe olumlu bakarsınız ve arzuladıklarınızın gerçekleşmesinde yapıcı bir tutum sergilersiniz. Hedeflerinizi gerçekleştirmek için çalıştığınız ortam neşelidir çünkü nihayetinde başarılı olacağınızı bilirsiniz. Bazı zamanlarda yolunuzu şaşırsanız bile bir sonraki fırsata odaklanır ve daha iyisini planlamaya çalışırsınız. Bir lider olarak diğerleri cesaretinizi fark edecektir. Gerçekleştirebileceğinize inandığınız hedefler koyduğunuz için takımınızı da zafere ulaşmak üzere kurarsınız. Ulaştığınız her bir hedef, geleceğe daha çok güvenmenizi sağlayacaktır. - Eğer YAŞAM GÜCÜ en büyük gücünüzse çok iyi bir enerjiniz vardır ve nadiren temponuz düşer. Bu durumda sizi gerçekten kimse rahatsız edemez ve kendinizi bir koşuşturmacada hissetmezsiniz. Ne yapılması gerekiyorsa yapmaya hazırsınızdır. Elinizdeki işe sadık kalır ve bütün dikkatinizi ona yoğunlaştırırsınız. Bir lider olarak insanlar sizi sabırlı, dikkatli, üretken ve hoş bulurlar. Başkalarıyla iletişim kurarken insanlar konuşmaya tamamıyla kendinizi verdiğinizden emin olurlar. Düşünceleriniz ya da kaygılarınızı dile getirirken dikkatiniz dağılmaz. Enerjiniz bulaşıcıdır. İnsanlar etrafınızda bulunmaktan keyif alırlar.- Eğer en büyük gücünüz ALÇAKGÖNLLÜLÜĞÜNÜZSE kendisine odaklanmış bir kişi değilsiniz. Ne başarılarınızı ne de zayıflığınızı büyütürsünüz. Yeteneklerinizi de, başarılarınızı da belli bir perspektifte tutmaya özen gösterirsiniz. Bilgi eksikliği, yetersizlik ve yanlışlarınızla yüzleşmekten kaçmazsınız. Yeni fikirlere, karşıt düşüncelere ve nasihate açık bir kişi olarak takımınızdan maksimum verim alırsınız. Sizinle çalışanlar doğruya ulaşma yolunda, ortak çalışmanın önemini hissedecekler ve katkılarının değer gördüğünü bileceklerdir.En düşük skorlarınızBir lider olarak düşük skor sizin için ne ifade ediyor?- Eğer GÜVENİLİRLİK düşükse, bazı zor gerçekleri anlatmakta problem yaşayabilirsiniz. Gerçekten doğru olduğuna inandığınız, güvendiğiniz ve doğru olduğunu hissettiğiniz şeyleri ifade etmede yeteri kadar özgür hissedemezsiniz. Sonuç olarak gerçekten doğru olduğuna inandığınız davranışları yansıtacak mesajlar veremeyebilirsiniz. İlacı içmek için bir şeker kaşığı yeterliyken, eğer sonuç mesajınızla uyumlu değilse ağızda acı bir tat bırakabilir. - Eğer ISRARINIZ düşükse, bir işe başlamakta sıkıntı yaşarsınız. Kendinizi hep başka şeylerle uğraşırken ya da başka ilginç şeylerin peşinden koşarken bulursunuz. Engeller ve zorluklarla karşılaştığınızda rüzgar bazen sizden tarafa esmez. Bu her zaman kötü bir şey değildir. Israrcı olmak bazen zaman, çaba ve kaynak kaybına da sebep olabilir. Ancak birkaç büyük projede ciddi bir yol kat edebilirsiniz. Bazı şeyleri görerek başarı ihtimalinizi yükseltirsiniz. - Eğer CESARETiniz düşükse, tehlikeli ve riskli durumlarda muhafazakar bir tutum sergilersiniz. Tehlikeden kaçınma içgüdünüz baskındır ve bu bazen diğer eylem planlarını değerlendirme yetinize galip gelir. Korku ve cesaret yolunda dikkati bir tarafa bırakmak çoğunlukla bir işe yaramaz. Ama bazen korkuya rağmen harekete geçmeye değer. Cesaret olmadan hiçbir şey başarılamaz.- Eğer MERAKINIZ düşükse çoğunlukla denenmiş ve test edilmiş metotlara bağlı olursunuz. Bir öncekini tercih ederek aslında bugünle baş ederken geçmişten akıl alma yolunu tercih etmiş olursunuz. Bazen belirsizlikler cesaretinizi kırar ve net durumlarla ilgilenmek kendinizi iyi hissettirir. Bazıları ürettikleri yeni fikirlerin fantastik ortamında gezinirken siz hep ayağınızı yere basarsınız: Bu gerçekçi midir? Bunun maliyeti nedir? Bu ne kadar sürer? Bu çok önemli bir rolken öte yandan da hayal dünyanızı serbest bırakmanın ve girişimci yönlerinizi keşfetmenin faydasını görebilirsiniz.- Eğer UMUDUNUZ düşükse zaman zaman gelecek hakkında kaygılanırsınız. Daha gerçekçi bir bakış yakalamaya çalışırken kendinizi öngörülemeyen problemlerden uzak tutmayı hedefleyebilirsiniz. Daha uzun vadeli net hedefler yaratmak yerine daha esneksiniz ve değişen durumlara adapte olabiliyorsunuz. İnsanlar sizi plan ve projelerdeki muhtemel tuzakları tespit etmede yetkin görüyorlar. Aynı zamanda en iyisini ummak da çok değerlidir. Başarıya inandığınız zaman çabanızı ve ısrarınızı arttırırsınız. - Eğer YAŞAM GÜCÜNÜZ düşükse, boşa yol aldığınızı düşünüp çoğunlukla kendinizi sinirli, endişeli ve gergin hissedersiniz. Talepler yüksek olduğunda geriliminiz artar, kaçınılmaz olarak enerjiniz düşer ve negatif bir moda geçersiniz. Liderlik ettiğiniz takım bazen çok sabırsız olduğunuzu düşünür. Zaman üzerinizde baskı yaratır, daha çok enerjinizi alır ve kendinizi tükenmiş olarak hissedersiniz. Sonuç olarak yaptığınız şeyin bir faydasını görene kadar durmayacağınızı hissedebilirsiniz ki bu stresin panzehiridir. -Eğer ALÇAKGÖNÜLLÜĞÜNÜZ düşükse çoğunlukla spotların altında gibisinizdir. Yetenekleriniz ve başarılarınızla gururlanırsınız ve bazen hatalarınızı, sınırlarınızı ve bilgi eksikliğinizi kabul etmezsiniz. Sonuç olarak bazen yapacaklarınızı üstünde sözler verirsiniz. Bir lider olarak dümeni sıkı sıkı tutarsınız. Bazıları tavsiyeye, yeni fikirlere ve karşıt düşüncelere dirençli olduğunuzu düşünebilir. Bu genişliğinizin gölgesi de büyük olur. Hatta liderlik ettikleriniz katkılarının yeteri kadar değer görmediğini düşünebilirler.
What goes in to a product strategy besides goals, objectives, and tactics?
How do product goals, objectives, and tactics relate to the product strategy?
Are your goals/objectives and tactics essentially the product strategy? If you’ve defined what you want to achieve (goals), the way that they can be measured (objectives), and then the plans for how to get there (tactics), isn’t this essentially your product strategy?
Answer from Janey Wong of brainmates: A product strategy does include goals, objectives, and tactics; however, what differentiates it from other strategic documents is the purpose and supporting content that explains — and perhaps even justifies — how the strategy will meet its goals. The product strategy will ultimately be the document that guides the Product Manager’s decisions through Product Management activities over a specific time period.
The product strategy’s overall purpose is to help your company achieve corporate goals and therefore should be aligned to the corporate strategy. The corporate strategy should direct the goals for the product strategy.
As the document is strategic, it should also include how the product strategy will be competitive. An assessment of the market should be conducted before you write your tactical plan and can consist of one or more of these elements:
Competitor analysis
Product comparisons
Market and industry trends
Customer insight
Structure of current product/brand offerings
The information from this research will help you build a SWOT analysis, identifying areas where you might want to focus your product strategy to help you gain an advantage over your competitors’ products. If the strategy is for a completely new product, it’s often better to conduct your research and analysis using Porter’s Five Forces.
Sometimes, I do my research before I define my product objectives or at this point I go back to my objectives and refine or add to them. I also do a quick check to make sure the focus of my strategy is still in line with my goals.
A good reference tool to help you think through your product strateg(ies) is Ansoff’s Growth Share Matrix:
Current Products
New Products
Current Markets
Market Penetration Strategy
Product Development Strategy
New Markets
Market Development Strategy
Diversification Strategy
You can now start to draft your tactics and from this you should also start to think through what resources you will need to implement the strategy. The last section should be dedicated to how you would evaluate progression and the attainment of your goals and objectives throughout implementation. It can also include key milestones.
As a final note, remember that all strategies are living documents. They guide decisions but may also need to respond and change with the market so regular research is required to ensure your strategy maintains relevant.
Have a product management question of your own? Ask your question now and get a response from an experienced product manager.
-->
4 other answers so far ↓
PuristProductManagement // Jun 22, 2009 at 4:09 am
Agree. I also think that the most important aspect of a product strategy is understanding how the product will be positioned within the market – i.e. a positioning document. For me, creating a product strategy is very much a collaborative process between; Sales, Marketing, business development and technology with product management pulling the strings.The reason for this is 2 fold:1 – to be able to get access to all the relevant information as required.2 – to be gain buy in to the strategy from all the key departments.
Raj // Jun 23, 2009 at 1:16 am
Great points by both Janey and PuristPM.
Another angle I’d like to add is this. Product goals, objectives and tactics should follow from product strategy.
In this sense, product strategy comes first. Then you derive goals, objectives and tactics.
As Janey says product strategy should be in sync with and flow from corporate strategy.
Hope this makes sense and is helpful.
- RajAccompa – Affordable Requirements Tool for Product Managers
I agree with Purist that defining the strategy is a collaborative effort (more for validation and alignment), however make no mistake that product management owns the strategy and therefore has final say. Assuming you have the facts to justify your say.
And although I agree with what Janey says, this smells a little like competitive strategy. The competitive strategy is only one aspect of your product strategy and you have to be mindful of the red ocean.
The piece to remember, your strategy is the “how” of a complete story that also tells “who”, “what”, “why” and how it is aligned.
It is hard work, will change weekly (maybe, but be aware it might be) and as product managers this is the majority of your job so apply the time necessary.
Answer from Janey Wong of brainmates: A product strategy does include goals, objectives, and tactics; however, what differentiates it from other strategic documents is the purpose and supporting content that explains — and perhaps even justifies — how the strategy will meet its goals. The product strategy will ultimately be the document that guides the Product Manager’s decisions through Product Management activities over a specific time period.
The product strategy’s overall purpose is to help your company achieve corporate goals and therefore should be aligned to the corporate strategy. The corporate strategy should direct the goals for the product strategy.
As the document is strategic, it should also include how the product strategy will be competitive. An assessment of the market should be conducted before you write your tactical plan and can consist of one or more of these elements:
Competitor analysis
Product comparisons
Market and industry trends
Customer insight
Structure of current product/brand offerings
The information from this research will help you build a SWOT analysis, identifying areas where you might want to focus your product strategy to help you gain an advantage over your competitors’ products. If the strategy is for a completely new product, it’s often better to conduct your research and analysis using Porter’s Five Forces.
Sometimes, I do my research before I define my product objectives or at this point I go back to my objectives and refine or add to them. I also do a quick check to make sure the focus of my strategy is still in line with my goals.
A good reference tool to help you think through your product strateg(ies) is Ansoff’s Growth Share Matrix:
Current Products
New Products
Current Markets
Market Penetration Strategy
Product Development Strategy
New Markets
Market Development Strategy
Diversification Strategy
You can now start to draft your tactics and from this you should also start to think through what resources you will need to implement the strategy. The last section should be dedicated to how you would evaluate progression and the attainment of your goals and objectives throughout implementation. It can also include key milestones.
As a final note, remember that all strategies are living documents. They guide decisions but may also need to respond and change with the market so regular research is required to ensure your strategy maintains relevant.
Have a product management question of your own? Ask your question now and get a response from an experienced product manager.
-->
4 other answers so far ↓
PuristProductManagement // Jun 22, 2009 at 4:09 am
Agree. I also think that the most important aspect of a product strategy is understanding how the product will be positioned within the market – i.e. a positioning document. For me, creating a product strategy is very much a collaborative process between; Sales, Marketing, business development and technology with product management pulling the strings.The reason for this is 2 fold:1 – to be able to get access to all the relevant information as required.2 – to be gain buy in to the strategy from all the key departments.
Raj // Jun 23, 2009 at 1:16 am
Great points by both Janey and PuristPM.
Another angle I’d like to add is this. Product goals, objectives and tactics should follow from product strategy.
In this sense, product strategy comes first. Then you derive goals, objectives and tactics.
As Janey says product strategy should be in sync with and flow from corporate strategy.
Hope this makes sense and is helpful.
- RajAccompa – Affordable Requirements Tool for Product Managers
I agree with Purist that defining the strategy is a collaborative effort (more for validation and alignment), however make no mistake that product management owns the strategy and therefore has final say. Assuming you have the facts to justify your say.
And although I agree with what Janey says, this smells a little like competitive strategy. The competitive strategy is only one aspect of your product strategy and you have to be mindful of the red ocean.
The piece to remember, your strategy is the “how” of a complete story that also tells “who”, “what”, “why” and how it is aligned.
It is hard work, will change weekly (maybe, but be aware it might be) and as product managers this is the majority of your job so apply the time necessary.
Subscribe to:
Posts (Atom)